Daha Nice Yıllara ve Sayılara Kuşluk Vakti..!
Kuşluk Vakti, 11. sayısı olan Mart sayısı ile birlikte sevenlerine yeniden merhaba dedi. M.Akif Ersoy ağırlıklı yazıların yanı sıra şiir baskın bir şekilde ön planda.
Gerek görsellik ve gerekse içerik olarak çıtayı her sayı ile birlikte biraz daha yukarılara taşımakta Kuşluk Vakti. Her sayı bir önceki sayıya göre daha yetkin.
İlk sayısı Mart 2008 de yayımlanan Kuşluk Vakti, böylelikle Mat 2009 da bir yılını tamamlamış oldu. Bir yılın değerlendirmesini dostlarının ağzından sayfalarına taşıyan Kuşluk Vakti, geleceğe daha bir ümitle bakmakta. Doğrusu kutlanılası bir durumdur bu, dergiler bir bir kapanırken.
Kuşluk Vakti sayfalarında okuduğumuz bir yıla ait değerlendirme yazılarından bazıları kısaca şöyle:
Sadık Yalsızuçanlar : “Kuşluk Vakti, İmam Ali’nin, ‘gözü olana sabah ışımıştır’ haberinin peşinde bir dergi. Aşina isimlerin aynı iklimde buluştuğu, erdemin, merhametin, adaletin ve zerafetin soluk alıp verdiği bir yer. Efendimiz’in vakti ikindi idi. Ama O, başla sonu bitiştiren bir Sultan’dı. Kuşluk, ikindiye hazırlık, şafağın dinginliği. Atmaca, Durman, Güzel ve daha niceleri, bu sekinetin içinde konuşup durdular. Ne mutlu!”
Yusuf Kaplan: Manisa'da Salih Güzel'in çabalarıyla güzel bir edebiyat dergisi yayımlanıyor: Kuşluk Vakti. Kuşluk Vakti'nin son dört beş sayısının editörlüğünü Fatma Zehra isimli mütevazi, sessiz ama kabına sığmaz bir enerji ve coşkuyla dolu bir arkadaşımız üstleniyor. Fatma Zehra'nın özenli çabalarıyla dergi, zihnimizdeki "taşra dergisi"ne ilişkin bütün olumsuz mitleri yıkmayı başardı.
Ali Haydar Haksal: Kuşluk Vakti: Derginin sahibi ve yazı işleri müdürü Salih Güzel. Editör: M. Sait Türkoğlu. Dergi Manisa’da çıkıyor. Edebiyat dergisi tarzında. İki yaprak sekiz sayfa. Tabii bur tarz ürün bakımından oldukça yararlı. Mizanpaj ve düzen bakımından kolaylık sağlıyor. Dergiler çoğaldıkça ürünlerini yayımlamakta zorluk çeken, yer bulamayan yeteneklere fırsat doğuyor. Tabiî şunu vurgulamada yarar var. Kuşluk Vakti dergisi gençler ve genç yetenekler için iyi bir fırsattır.
Burada da bir çatı oluşuyor. Sevindirici bir durum. Umarız ki uzun soluklu olur.
Nurettin Durman : Her derginin çıkışı heyecanlandırır beni. Kuşluk Vakti iyi seçilmiş bir isim. Benim de Kuşluk Vaktinde Kuş Olsam adlı bir şiirim var.
Olan güzel bir şeyi güzel bir vakti böyle görünür hale getirmek de güzel tabii.
Böyle şeyleri severim ben. Hele bu bir edebiyat dergisine isim olmuşsa hemen “harika” olmuş derim kendime. Demek bir yıl geçti ha! Farkında değilmişim gibi oldum bir yılın hitama erdiğini duyunca. Dergi de hâlâ elime ulaşmayınca böyle geceye kadar beklemek düştü.
Şüphesiz dergide güzel şiirler- yazılar da okunmuş oldu.
Neticeyi kelam Kuşluk Vakti’ne uzun ve sağlıklı bir ömür diliyorum.
Âdem Turan : Kuşluk Vakti’ni sevdim ben. Kuşluk Vakti’ni tam bir yıl önce ve tam da bir kuşluk vaktinde Mustafa Oğuz’un ellerinde gördüğümde çok heyecanlanmıştım. İlk anda bende bırakmış olduğu sıcaklık ve bana vermiş olduğu o heyecan bu güne kadar hep sürdü, hiç eksilmeden! Ve her sayısını öğrencilerimle de paylaştım kimi şiir ve yazıları okuyarak.
Kuşluk Vakti’ni sevdim ben. Bunda 80’li yıllarda Andırın’da merhum Nedim Ali’nin çıkarmış olduğu “İkindi Yazıları”nın da payı vardı belki de! İlk bakışta o dergiyi hatırlatıyordu çünkü bana her defasında elime aldığımda.
İyi şeyler yaptığına inanıyorum ben Kuşluk Vakti’nin, dönüp ardımızda kalan bir yıla baktığımda. Güzel şiirler, öyküler ve denemeler okuduk; birçoğunun tadı hâlâ hafızamdadır. Bosna ile ilgili bir gezi yazısını mesela tadını çıkara çıkara okuduğumu hatırlıyorum şu an.
Bir de şunu söylemem gerekiyor: Yusuf Kaplan’nın “İkinci Yeni” üzerine yapmış olduğu çalışma /değerlendirme çok önemliydi!
Asım Gültekin : Kuşluk Vakti bilmiyorum size de öyle oluyor mudur, bana İkindiyazıları'nın sevimliliğini hatırlatıyor. Bu çok hoşuma gidiyor.
Kuşluk Vakti'nde çok imza olması böylesi bir derginin ne kadar işlevsel bir dergi olduğunu, 4 sayfada, 8 sayfada bile ne kadar çok şey söylenebilirmiş. Kuşluk Vakti'nden bunu öğreniyoruz. Kuşluk Vakti'nin mimarların Kırkikindi dergisindeki gibi ismini de beğendiğimi söylemek istiyorum.
Yürüyüşleri hep bereketle devam etsin.
Kâmil Yeşil : Kuşluk Vakti’ni diğer dergilerden farklı bir periyotla izledim. Adres değişikliğinin bir azizliği olarak dergiler bana iki, üç sayı birlikte geldi. Çünkü dergi eski adresimden iki, üç ay ara ile ulaştırılıyordu bana. Bu sayılar ilginç bir karşılaştırma imkanı da verdi bana. Her sayıyı bir önceki sayısından daha zengin, ürün olarak daha yetkin gördüm. İlk iki sayısı bana acaba üçüncü sayı da çıkacak mı şüphesi verdi. Ürün dağılımı ve ürünlerin dergiye yerleştirimi bende böyle bir duygu uyandırdı. Sonra kendini topladı dergi. Eğer bu derli toplu görünüm olmasaydı ürün akışı oldukça sınırlı olurdu. Bu da dergiyi olumsuz etkilerdi. Şunu söyleyelim artık: Nitelik varsa taşralılık ortadan kalkmıştır. Taşralılık yer ile ilgili değildi zaten; ama taşrada yaşayanlar merkezin estetik seviyesinden geri kaldığı için onlara taşralı deniliyordu. Kuşluk Vakti bu zevksizliğe düşmeden rahatlıkla merkez dergilerinin arasında yer buldu. Jeneriği kaldırın, bu derginin Manisa’da çıktığını kimseye inandıramazsınız. Edebiyat, İkindiyazıları ve Ayane geleneğinin bir devamı olarak görüyorum Kuşluk Vakti’ni. İnşallah uzun ömürlü olur.
Ümmühan Atak : Genç kalemleri usta kalemlerle buluşturuyor olması bile, Kuşluk Vakti’ne önem vermemiz için yeterli. Kaldı ki, yayımlanan çalışmaların büyük bir titizlikle elden geçtiğini, derginin sayfalarını aralayınca hemen görebiliyoruz; sağlam metinler, damardan kelimeler, coşkulu dizeler… 1 yıl boyunca Kuşluk Vakti’nin arşivlerimizde yer alması, okuyucusuna duyduğu saygının küçük bir karşılığı olsa gerek.
Bir de söylemeden geçemeyeceğim; Kuşluk Vakti’nin mutlaka takip ettiğim bir bölümü var: Künye! Evet, Künye’deki ‘adres’i düzenli olarak okuyorum. Manisa… Ege… Okuyucusuna taşra sıcaklığını hissettiren Kuşluk Vakti’nin, memleketimin oralardan bana seslendiğini de duyuyorum mütemadiyen. Bu bana nefes aldırıyor.
Musa Güner: Kuşluk Vakti dergisi Manisa’dan merhaba diyor edebiyatseverlere. ‘Her üç kişiden beşinin şair olduğu ülkemizde’ diye başlayan cümlelere inat, edebiyatın bir kapısını daha açıyor. O kapıdan bir kuşluk vakti girecek ve yıllar sonra şair yazar sıfatıyla ‘ilk yazım / şiirim, Manisa’da çıkan bir yerel dergide yayınlandı’ cümlesini söyletebilmek için gençleri sayfalarına çağırıyor. Onlara gelin birlikte bir mektep kuralım, o mektebin sıralarında şiir, hikâye, deneme soluklayalım, mesajını veriyor.
Kuşluk Vakti dergisi bir edebiyat ve şiir seçkisi. Sekiz sayfalık büyük boy, sarı kâğıda basılmış bir dergi. Ama siz bakmayın sekiz sayfa olduğuna. Okuyucusunun bir edebiyat dergisinden beklentilerini karşılayacak yoğunlukta.
Her iki sayıda da edebiyat dergisi çeşitliliği sağlanmış. Şiirler, hikâyeler, denemeler, tanıtım yazıları, söyleşiler ve günlüklere yer verilmiş. İki sayılık performans, Kuşluk Vakti’nin uzun soluklu bir edebiyatın çekirdeğini bünyesinde taşıdığını gösteriyor. Ayrıca taşra dergisi kavramını aşıp bütün Türkiye’deki edebiyatseverlere seslenmeye de aday. Çünkü Türkiye’nin, İstanbul, İzmir dahil, farklı yerlerinde yaşayan editörler, kendi birikimlerini ve çevrelerini dergiye ilerleyen sayılarda yansıtacak gibi görünüyor.
Kuşluk Vakti’nin belirgin özelliği genç kalemlerle tecrübeli isimlerin bir arada olduğu bir dergi olması... Edebiyat dünyasında isim ve eser sahibi M. Said Türkoğlu, Müştehir Karakaya, Mustafa Oğuz, Âdem Turan, Melek Altun, Şemsettin Yapar gibi isimlerin yanında, Enes Akdağ ve Emine Şeyma Kutluk gibi henüz lise öğrencisi olan imzalar da kendine yer bulmuş Kuşluk Vakti’nde. Adnan Yayık, Salih Güzel gibi, yıllar önce yayınladıkları şiirlerde yetenek uçlarını göstermiş isimler de tekrar karşımıza bu dergide çıkıyor.
Mustafa Oğuz: Her dergi, Cemil Meriç'in ifadesiyle "hür tefekkür"ün kalesidir. Kuşluk Vakti de hür tefekkür adına bir kale olmak için çıkıyor. Derginin çıkma amacını, söyleyecek sözü olanların bir türkü söylemeye başlaması olarak da alabilirsiniz. Bu dergiyi Kırkikindi, Martı, Yitik Düşler gibi dergileri çıkarmış olan bir ekip çıkarıyor ve dergimiz zikrettiğim dergiler zincirinin bir devamı niteliğinde.
Dergimize "mektep" olma misyonunu biçtik. Edebiyat ortamında yazı ve şiir yazmaya devam eden kişilerin bir araya geleceği bir dergi değil de genç isimlerin kendini göstereceği bir dergi olmak istiyoruz. Bunu bilinçli bir şekilde yapmaya çalışacağız. Dergimizin yayın kurulundaki isimler zaten mevcut dergilerde yazabiliyorlar. Yani ustalaşmış isimler. Bu isimler gençlerin elinden tutarak onları dergiye taşıyacak ve gerekirse kendi yerini onlara seve seve verecektir. Dolayısıyla bizim için dergimizde genç isimlerin yer alması bir "çeşni" değil, asıl "amaç"tır. Bunu başardığımızda ise "Kuşluk Vakti" bir mektep olacaktır.
Tayyib Atmaca : Bir yıl önce üç beş gönül eri ile yola çıkan kervan yolda çoğalarak gönüller fethetmeye doğru gidiyor. Kuşluk Vakti birbirleriyle gönül komşusu olan şairleri, yazarları birbirlerine biraz daha aynel yakin eyledi. Zaman zaman titiz mizampaj ve yazı şiir seçimlerinde aksaklıkları olsa da özünde güzel işler yaptı. Türkiye de elinize aldığınızda okunup kaldırılacak bir dergi olmayı sürdürüyor. Gönlüm sayfa sayısının ilk çıktığı sayılar gibi 4 ya da 8 sayfa olmasından yana. Yazılara ve şiirlere biraz daha özgürlük verilip itiş-tıkış (bu da girsin, puntosu küçük olsun varsın) düşüncesinden uzak durulması. Herkesin sabırsızlıkla Kuşluk Vaktini beklediğini biliyorum. Selam olsun güzel insanlara...
Melek Altun: Kur’an’da ve’l-asr, ve’l leyl, ve’s-subh, ve’d-duha (Asra, geceye, sabaha, kuşluğa yemin olsun) gibi değişik zaman dilimlerine yemin edilerek zaman vurgusu yapılmıştır. Kuşluk Vakti bu vurgudan nasibini almış anlar silsilesidir. Niyazi-i Mısrî’nin “Ne maziyem ne müstakbel, her ânın anesiyim ben.” deyişine benzer ne tamamen geçmişin, ne de büsbütün hayalin peşinde bir yıl geçirdi Kuşluk Vakti. Yitik Düşler’den devraldığı bayrağı vaktin bütününü kuşatarak gönüllere yeni menfezler açma yolunda emin adımlarla yürüdü. Salih Güzel’in özel çabası, Fatma Zehra’nın bütün mesaisini dergiye vermesi, Mustafa Oğuz’un Kuşluk Vakti ile yatıp kalkması, üslup sahibi Şemsettin Yapar, Sait Türkoğlu, Nihat Dağlı, Mehmet Aycı gibi kalemlerin dergide yazması, üstüne üstlük Münire Daniş, Cihan Aktaş ve de Yusuf Kaplan hocanın katkıları Kuşluk Vakti’ni çoktan yerel olmaktan öteye taşımıştır. Her sayının bir öncekini de içine alarak helezonlar halinde büyümeye devam edeceğine inancım tamdır. Bir temenni ile bitirelim: Vakitlerin Mehlika Sultan’ı, yolun ve bahtın açık olsun.
M.Zahir Ertekin: Kâğıt, kalem, klavye ve su tadında bir dergi…Vaktin en mutena tarafını ‘isim’ hanesine nakşeden bir mütevazı mekteptir ‘Kuşluk Vakti’. Az ve öz yoğunluğu ve taşra samimiyeti, yüzünden okunan bir dergi…
Bir yaşını geride bırakmış olmasıyla da, rüştünü ispatlamış bir dergi. Yazı evindeki seçkin konuklarıyla okuyucusuna sıcak selamlar yollamaktadır. Yürüyüşünü sürdürme azmindedir.
İddiasız üslubu, zarif tasarımı ve alçak gönüllü yazarlarıyla kısa sürede güzel bir ‘vaktin’ içinde buldu kendisini. Birikimin ve hayatın izlerini taşıyor Kuşluk Vakti. Sayfalarını karıştırdığınızda muhabbet ve sevgi bulacaksınız.
‘Güzel ’ bir adamın solmayan ve yaşlandıkça gençleşen iç devinimlerini gizleyemeyen bir ‘kalem’in, uzun bir aradan sonra hasretini dindirme girişimi olarak da ifade edilebilir mi bilemiyorum!
‘Gizli mutluluğu’ sadeliğinde gizli bir dergi…
‘Dünyanın nimetlerini kelimelerde, kelimeleri sayfalarında ve satırlarında saklı’ bir dergi…
Her bir ürününde ayrı bir renk, koku ve hava var. Zaten bu çok seslilik değil midir dergileri diğer arkadaşlarından ayıran… Yürekten bir temennim var: Çok uzun yaşa ey zamanın altın dilimi; Kuşluk Vakti…
Yılmaz Yılmaz: Bereketi getiren bir dergi. Zamanlar içinde belki de bereketi üzerinde taşıyan ikinci bir an yoktur. Kısa bir gün içinde yani. Kuşluk vakti, vaktin en bereketli ânı… Efendiler efendisi onun için ayrı bir önem vermiş bu vakte.
Kuşluk Vakti dergisi de öyle oldu. Edebiyat dergileri içinde yazılarının bereketiyle, yazarlarının güzelliğiyle, şeklinin özgünlüğüyle ayrı bir öneme sahip oldu.
Okumaya, yazmaya daha da önemlisi yeni ve genç kalemlere fırsatlar sunmaya talip birkaç güzel insanın himmetiyle var olmak yolunu seçti. Ne herhangi bir şirketin ne herhangi bir grubun inhisarına girmeyi seçti. Tekil olmayı seçti, ancak ortaya koyduklarıyla çoğul olmayı bildi.
Bereketli bir dergi demiştim… Evet, bereketi devam ediyor. İlk yılını devirdi devirecek. Daha nice bereketli Kuşluk Vakti demlerine…
Aşk olsun efendim, aşk olsun!
Senem Gezeroğlu: Gece nöbetinin gündüze devrettiği vakit, kuşlar yuvalarından çıkıp tabiata gülümsediği vakit, uzak diyarlardan sesi gelir bülbülün. Bir güle nağme yakarken bülbül, kuşluk vaktinde sesi duyulur bir gün… Bir bülbül gibi sesini uzak diyarlardan, tüm Türkiye’ye duyuran dergilerden biri de Kuşluk Vakti… “Gece ve gündüz… Birisi siyah birisi beyaz… Karanlıktan aydınlığa geçişin vaktidir kuşluk vakti…”
Manisa’da çıkan, Sahibi ve Yazı İşleri Sorumlusu Salih Güzel olan derginin editörlüğünü ise Fatma Zehra yapmakta…
Henüz yavru bir kuş olmasına rağmen getirdiği sesle birçok kesmin fikrini ve hissini okşayan Kuşluk Vakti, daha şimdiden birbirinden kaliteli sayılara imza atmış. Derginin bilhassa 6, 7 ve 8. sayılarında yer alan İkinci Yeni yazıları büyük bir ilgiyle okunup tartışıldı. Medeniyet, Şiir ve Modern Türk Şiiri’nin yeniden ele alındığı bu sayılar; deneme, şiir, günlük, söyleşi, hikâye ve tanıtım yazıları ile süslenerek alıcısına sunulmuş.
Kuşluk Vakti’ne bu uzun ve çileli yolda sabır ve başarı dilekleri ile…
Hüseyin Kaya: Kuşluk Vakti; editörü İstanbul"da, sahibi Manisa"da yaşayan ve aradaki onca mesafeye, aldırış etmeden, üstelik aylık periyotla yayımlanmaya devam eden nahif bir dergi.
Her geçen gün; edebiyat dergiciliğinin sıkıntılarının arttığı, bu alanda yapılan işlerin kıymetinin azaldığı yönünde şikâyetler biraz daha artsa da, şartlara aldırmaksızın, maddi karşılık beklemeksizin, tüm samimiyetiyle bu işleri sırtlanan birileri her zaman mutlaka vardır. Olmalıdır da; zira zannedilenin aksine memleket edebiyatının nabzı; suni teneffüsle yaşayan, resmileşmiş, yıllanmış dergiler yerine bu dergilerde atar. İlk hür teşebbüs girişimini, dost düşman kazanma tecrübesini bu türden dergilerde yaşamış, öğrenmiştir ağabeylerimiz, üstatlarımız.
Bu dergilerde yazmaya başlayanlar; günü vakti geldiğinde, ırmağı besleyen akarsular gibi, taze kan olur çoğu zaman büyük dergilere.
Kuşluk Vakti; editörü İstanbul"da, sahibi Manisa"da yaşayan ve aradaki onca mesafeye, aldırış etmeden, üstelik aylık periyotla yayımlanmaya devam eden nahif bir dergi.
Yarım gazete ebadında ve sekiz sayfa olarak baskıya hazırlanan dergi, özellikle son birkaç sayıdır biraz da sayfa endişesi yüzünden olsa gerek, yükte hafif, pahada ağır çalışmalar sunma endişesinde.
Mustafa Uçurum: İnsanın içinde gizli bir yerlerinde yola çıkma arzusu varsa bunu dizginlemesi zordur. Bu arzu uygun zamanı bulduğunda gün yüzüne çıkmak ister. İşte “Kuşluk Vakit” dergisi de bu yürek çırpıntısının bir yanması olarak buluştu okuyucularla. Aslında hiç aramızdan ayrılmayan ama değişik mekân ve isimlerle yürekleri yoklayan bir ekibin meyvesi bu dergi.
Hasan Çağlayan : "Kuşluk Vakti" samimi bir dergi… Dergiciliğin zor olduğunu uğraşan herkes bilir. Bu zoru başarma ve ortaya emek ürünü eserler koyma adına takdire şayan bir çalışma temposu söz konusu. Şiiri önemseyen ve diğer edebi türlere bir yazı bahçesi olan yanıyla da ayrıca güzel... Özellikle portre bölümü ilgi çekici ve çok faydalı... Yazarlara ait kitaplık bölümü bir vefa örneği... Sade oluşu iyi... Negatif yönlere gelince: İki yaprak olmasından dolayı yazıların küçük puntolarla çıkması dosya çalışmalarına tam olarak yer verilememesi (2008 Yahya Kemal, Nasrettin Hoca ve A. Haşim’in yıl dönümleriydi), kitap tanıtımları, röportaj eksiklikleri, sinema, sanat ve kitap/yazı eleştirileri… Bu kadar eksik kadı kızında da bulunur gerçi. İdeale ulaşmak adına tavsiye olur belki…
Bizde kutluyoruz Kuşluk Vakti’ni. Kısa bir zamanda önemli bir dost halkası kurmuş. Hem de en sağlamından.
Kuşluk Vakti’nin bir yıl gibi kısa bir zaman diliminde sevilir hala gelmesinin bir çok nedeni olmuş olabilir. Bunlardan en çok dikkat çekeni, bir grup yada yayın kuruluşunun yayın organı olmayışıdır. Bu durum sevenlerinin sayısını bir hayli artırmıştır.
‘’Güzeli güzelden anlayana ulaştırma’’ düşüncesiyle kuşluktan ikindiye iddiasız bir şekilde yola koyulan Kuşluk Vakti, bunu mütevazı bir şekilde gerçekleştirme gayretindedir. Bu çaba asla göz ardı edilemez.
Sevenlerine posta yoluyla ulaşması, para ile satılmaması, reklam almaması yine bu dergiyi ilginç kılan nedenlerden bazılarıdır. Bu tarz dergiciliği yıllar önce yayımlanan İkindiyazıları’nda görmekte idik. Kuşluk Vakti ile İkindiyazıları’nı yâd etmiş olduk böylece. Nur içinde yatsın rahmetli Nedim Ali.
Sayfa sayısının azlığı, Kuşluk Vakti’nde misafir olmak isteyen yazar ve yazar adayları için bir handikap oluşturabilir. Dergi içinse, kaliteli ürüne ulaşma ve bunu okuyucularına ulaştırma anlamında bir şans. Kuşluk Vakti bu olumsuzluğu, dostlarına gönlünü daha da açarak aşmayı bilmiş zannımca. Yazıları yayımlamamasına rağmen desteğini esirgemeyen birçok gönül dostu oluşmuş. Gerçek dostluk bu olsa gerek aslında.
Gençleri önemsediğini birçok yerde yineleyen Kuşluk Vakti, bunu sözde bırakmamış. Kimi sayılarında lise düzeyinde yazar adaylarının yazılarını da yayımlayarak bunu göstermiş. Genç yazar adayları için doğrusu iyi bir durum bu.
Yeni yayın yılında Kuşluk Vakti’ne bereketli sayılar diliyoruz.
Ali Şîr Kuşçu