KUŞLUK VAKTİ

3/6/2009

Kuşluk Vakti’nin Haziran Sayısı


"Kuşluk Vakti" dergisi, haziran sayısının içeriği:

Şiir:
* Mustafa Oğuz / İç Konuşmalar 2
* Salih Güzel / Gelgitlerin Dansı / Med ve Cezir
* Hüseyin Kolukırık / Tanınmaz Olur Bu Rüzgar
* Sevim Kırgezen / Çöl Yalnızlığı
* Nizar Kabbani ( Çeviren Ali Sözer) / İçimde Yürüyen Kadın
* Afşin Selim / İzahat
* Şahin Taş / Kalır Redifli
* Mahmut Feyzi / Yalnızlık Satmak
* Rasim Demirtaş / Ayna, İstanbul Türküsü
* M.Zahir Ertekin / Kıyıyı Iskalayan Düşler

Deneme:
* Naci Gümüş / Gizemli Sözler ve Ruhun Müziği : Şiir
* Mebrule Şallıoğlu / Umutla Işıldayan Gümüş Dünya

Hikaye:
* Recep Şükrü Güngör / Devrim

Yazıyorum Çünkü:
* Mustafa Oğuz / Kendimi Yaşama Yazı İle Bağlıyorum

Söyleşi:
* Mustafa Ökkeş Evren, Ömer Aksay ile konuştu

İnceleme:
* Mustafa Ökkeş Evren / Cahit Zarifoğlu’nda Çoluk Çocuk Meselesi

Günlük:
* Tayyib Atmaca / Ebem Kuşağının Altında

Hatırat:
* Mehmet Büyükşahin / Helal Para

Kitap İnceleme:
* Ali Şîr Kuşçu / Evden Kaçan Kızın Öyküsü :Katre-i Matem

Merhabalar,

 

İşte yine yeni bir ay ve yeni bir Kuşluk Vakti zamanındayız. Haziran ayında. Haziran öyle eylül ya da nisan ayları gibi kadir kıymeti bilinen aylardan değildir. Adına şiirler yazılmamıştır, yazılar kaleme alınmamıştır. Dertli aydır vesselam. Gerçi bunu hak etmiyor da değildir.

 

Haziran gelir ve bahar pılını pırtısını toplayıp gider gideceği yere. Güzelim bahar haziran sayesinde yaza durur.

 

Haziran gelir ve insanlar çalışkanlıklarını bir kenara bırakıp tatil moduna giriverirler. Tatilin iyi veya kötü oluşu tartışılabilir belki. Ama bu durumun kültür ve sanat olaylarına olan olumsuz etkilerinden ötürü bu durumu asla hoş karşılayamayız. Yazın esamesi bile okunamaz  baharın kışkırtıcılığı yanında.

 

Haziran lüzumsuz telaşların ayıdır. Denizlere koşulacaktır. Deniz ve deniz kültürünün ruhlarımızı esir alışı yok mu! Bu beni kahreder. Yok yok sanmayın ki bir deniz düşmanıyım.

Tersine deniz bende derin anlamlar uyandırır. Zamanında ‘’denizlere bakıp ağlıyorsam aşkın bir güzel tarifi olmalıdır sevgili’’ mısraını yazan birisi nasıl düşman olabilir ki denizlere.

 

Benim haziranlarıma gelince…

 

Bir tören gibi yaşanılan haziranlarım vardı. Haziranla birlikte düşülen yayla yolları yolcularını soğuk suların kaynağına ulaştırırdı ve örtülmemiş gökyüzülere. Yıldızlar altında derin uykulara dalmak, çam ve ardıç kokulu havayı ciğerlerine çekmek ve  her akşam bir Hızır-Ellez ateşi etrafında kümelenmek bu törenin unutulmaz ayrıntılarıydı.

 

Ben haziranın esarete değil özgürlüğe ulaştıranını seviyorum, ben haziranın denize değil yaylalara çıkaranını seviyorum, ben haziranın baharı kovanını değil onu en güzel şekilde ağırlayanını seviyorum, ben haziranın lüzumsuz telaşlar çıkaranını değil ruhumu dinginleştirenini seviyorum ve ben haziranın geçiştirilenini değil bir tören gibi kutlanılanını seviyorum.

 

Bilmiyorum şimdilerde böyle yaşanılan haziranlar var mıdır?

 

Bizde nasibimizi alıyoruz bu sevemediğim haziran anlayışlarından. Ulaşma problemlerinden ötürü temmuz ve ağustos aylarında gönül kapılarınızın tokmağına dokunamayacağız. Nasipse eğer eylül ayında yeniden hasbıhal eyleyeceğiz.

 

Tüm vakitlerin sahibine emanet olunuz…

 

Salih Güzel

6/5/2009

Kuşluk Vakti’nin Mayıs Sayısı


Merhabalar,

Kaç zaman önceydi. Bir reklam filminde kullanılan kısa bir cümle vardı. ‘’Kirlenmek ne güzel!’’ şeklinde geçen spot bir cümleden bahsediyorum. Öyle ya, iyi bir temizleyici varsa kirlenmek belki de güzel olabilirdi. Arınmak duygusunun neresi kötü olabilir ki!

Ya maddi değil de manevi bir kirlilik söz konusu ise. İşte burada durmak gerek. Her çağda bu probleme değişik çözümler sunulmuş. Semavi ve semavi olmayan dinler de bu probleme duyarsız kalmamışlardır. Bunun bugün bile müntesiplerinin hal hareketlerinden gözlemlenmesi mümkün.

Ancak mananın yerine maddeyi koyan günümüz insanı yapılan bu kirlilik problemine ait çözümlemelerden nasiplenememiştir. Modern çağın insanı kendi gönül kirleri ile bir başına bırakılmıştır. Tek kelime ile bu bir felaket.

İşte bu bağlamda edebiyat ortamlarının önemi –mekânıyla olsun ya da yazılı metinlerle olsun- yadsınamaz bir gerçektir. Çünkü gerçek edebiyatın anlamı insanı ruh kirlerinden arındırma çabası olsa gerektir. Değilse bile edebiyatın amacı bu olmalı değil midir? İnsanı yokluğun kollarından kapıp varlık tacı ile taçlandırmak yalnızlaştırılmış insana en güzel armağan değil midir?

Gerçi günümüz edebiyat anlayışı da bu kirlenmeden nasibini fazlası ile almıştır. Televole kültürü ile yarışırcasına yapılmaya çalışılan edebi çalışmaların kişiyi bu kutsal temizliğe yaklaştırması şöyle dursun daha da uzaklaştırdığı acı bir gerçektir.

Gerçek edebiyat ortamları insanın gönül kirlerinin panzehiridir. Bu ortamların peşinde olmak hepimize düşen bir görevdir. Ve bunlarının sayılarını arttırmak da.

Eskilerde ‘’çilehane’’ denilen yerlerde insanlar ruh kirlerinden arınıp da çıkarlarmış toplumun içine. Dünyanın neresinde durmaları gerektiğini kavrayıp en doğru yeri kendilerine menzil edinirlermiş. Dünyaya dünya kadar ukbaya ukba kadar. Buradan da diğer insanların gönül dağlarına seyahate çıkarlarmış tertemiz. Öyle değil mi ki kendisi bizatihi temiz olmayan neyi nasıl temiz kılabilir ki.

Biz deriz ki, gönlünü temiz eylememiş insanların edebiyat ve sanat adına yapıp ettiklerinin kirliliğe çare olamadığı gibi daha da arttırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Önce gönül temizliği sonra edebiyat. Bu böyledir.

Bunun mücadelesini vermek de ne yazık ki ‘’doğru edebiyat’’ peşinde koşturanlara düşmüştür. Bunu amaç edinmiş her edebi dergi veya sanatsal olay şiddetle desteklenmeye muhtaçtır. Çünkü edebi dergilerin baskı sayıları ortadadır.

Kuşluk Vakti dergisi ilk sayısından bu yana söz konusu düşünceyi canlı tutmanın mücadelesini vermektedir. Gönül dostları ile başlatılan yolculuk düşe kalka ama onurlu bir şekilde sürmektedir.

Yeni sayılarda buluşmak ümidi ile…

13. Sayı Olan Mayıs sayısının içeriği özetle;

Şiir:
* Âdem Turan / Yorgun Adamlar
* Salih Güzel / Şiiri Üşüyen Adam
* İbrahim Gökburun / Sarılıp Boğdum Göğsümdeki Yılanı

Deneme:
* İ.Engin Akkuş / Buruk Kalpler Bulvarı
* Harun Doğruyol / Şiirde Sevmediğim Sözler
* İsmail Karakurt / Tesbihim Dizi Dizi

Hikaye:
* Recep Şükrü Güngör / Baba

Yazıyorum Çünkü:
* Aliye Alkan / Yazmak Bir Mucize

Söyleşi:
* Ali Şîr Kuşçu, Kuşluk Vakti için Şemsettin Yapar ile Konuştu.

İnceleme:
* Asiye Kaşka / Necip Fazıl Kısakürek, Şairliği ve Kişiliği

Günlük:
* Tayyib Atmaca / Ebem Kuşağının Altında

Hatırat:
* Mustafa Oğuz / Sevgi, Barış Ve Gözyaşı Korosu: Türkçe Olimpiyatları

1/4/2009

Kuşluk Vakti Nisan Sayısı

 

Kuşluk Vakti’nin Nisan Sayısı Okuyucularla Buluştu..!

Merhabalar,

Güzel günlerdeyiz vesselam. Günlük güneşlik şarkıları ile bahar aldı başını gidiyor. Hem de peşi sıra koşturan sevdalıları ile.

Doğrusu ben de baharla birlikte koşturanlardanım; ancak benimkisi gönül koşusu. Dostların sayısını biraz daha arttırma ve sonrasında bu dostlara ulaşma koşusu.

Böylesine bir koşu için en uygun zamanlardan birisidir nisan kulvarı. Dostlara koşmanın şiircesi.

Bir dostumun ‘’Adın bahar olsun senin, aylarındansa nisan.’’şeklindeki dilek ve temennisini bir dua gibi basarım bağrıma. İçerisinde nisan bulunduran mevsim benim mevsimimdir ve benim baharımdır. Oldum olası sevemedim mesela eylülü ustalara inat.

Benim ayım nisandır. Nisandır içerisinde yağmur duaları bulunduran ay. Çünkü bir duanın kabulü gibi düşer can evime kırkikindiler.

Öyle ya! Nisan çokça da kırkikindi demektir. Nisanda kırk gün kırk ikindi düşen, 10–15 dakikalık kısa yağmurların adıdır kırkikindi. Kırk gün ve kırk ikindi süren mutluluk.

Kırk gün kırk gece düğünlerini andırır adeta. Muştuyla gelir, bolluk ve bereketiyle. Bir yıllık rızkı yaradanın izniyle dağıtır ve gider.

Erişilen yıldaki bolluk ve bereketin adıdır nisan yağmurları.

Unutulmaya yüz tutmuş bu yağmurları bizlere hatırlatan ustalara şükran borçluyuz. Özellikle de geçtiğimiz yıl sadece aramızdan ayrılan ancak gönlümüzden hiçbir zaman ayrılmayacak olan Erdem Beyazıt ustaya.

Bir dostum ‘’Mevsimlerin kuşluğu ilkbahardır, ayların kuşluğu mart.’’ şeklinde övse de martı, ön plana çıkarsa da benim ayım nisandır. En çok nisanı severim ben aylardan.

Nisan iyidir dostlarım.

Böylesine güzel bir ayda yeni bir sayı ile yine gönlünüzün kıyılarına tutunduk. Bizlere siz dostlarımızla halleşme fırsatı verdiğiniz için hepinize yürekten teşekkürler.

Yağmurlarınız kırkikindi ayınız nisan olsun…

Salih Güzel

Nisan sayısının içeriği özetle şöyle:

Yazıyorum Çünkü’nün Konuğu:
* Sibel Erarslan / Beyaz Kağıt ve Yalnızlık

Şiir:
* Mustafa Oğuz / İşte Nisan
* Yusuf Gündüz / Kaybolan Yerlerimiz
* Mustafa Uçurum / Eksik Yanı Kalmasın Aşkın
* Ali Sözer / Küçük Kızlar
* Salih Güzel / Yağmura Ve Rüzgara Dair / Kız Söylevi

Deneme:
* Mustafa Oğuz / İkinci Yeni Ne Kadar Yeni ve Asıl Yenilikçi Şairlerimiz
* İskender Şehsuvaroğlu / Metni Tay Tay Durdurmak
* Nevzat Akyar / Çıban
* Muhsine Arzu / Perdelenemez Bir Hüzün: Aşkın Cümle Kapısı
* Mustafa Ökkeş Evren / İlk Olmak, Paradil mi Paradoks mu, Muhteşem Sessizlik, Mezar Kazıcı ve Kefen.

Hikaye:
* Recep Şükrü Gümgör / Sen Bağdat’a git evlat!

Günlük:
* Tayyib Atmaca / Ebem Kuşağının Altında’n sesleniyor okuyucularının gönlüne.

Söyleşi:
* M. Zahir Ertekin, hayat, aşk, ölüm, ve edebiyat kıskacında bir şair ile konuştu. Mustafa Özçelik ile.

Kitap / Eleştiri:
* Ali Şîr Kuşçu, gönlümüzün kıyılarına vurmuş bir kitaba değinmiş nisan sayısında. Elif Şafak’ın Aşk’ına. Aşk kitabına.

8/3/2009

Kuşluk Vakti’nin Mart Sayısı

 

Merhaba Canlar,

Tam bir yıl önceydi ve biz, bir kuşluk vakti çiğ tanelerinin üstünden selamlamıştık siz dostları. Elimizde ve gönlümüzde açmaya koşan bir gül ile kapınızı çalmıştık.

Ne mutlu bize ki, sizler bizi içeri buyur edip gönlünüzün en mutena köşesinde ağırladınız. Eğer ağırlamamış olsaydınız bu bir gül on bir gülden oluşan bir demete asla dönüşemezdi.

Binlerce teşekkür…

Ayrıca git gide artan ve büyüyen dost halkalarından anlıyoruz ki, bir gül gibi düşmüşüz dostların gönül ırmağına. Bunu, bir yılın ardından bizle düşüncelerini paylaşan gönül dostlarımızın samimi sözlerinden anlamaktayız.

Bir yıl önce başlayan bu mütevazı yolculuk yeni yeni dostların da katılımıyla dağ dağ, ova ova ve ırmak ırmak sürmeli. Sürmeli bu yolculuk güzeli güzelden anlayana ulaştırmak düşüncesiyle, gayretiyle.

Kutsanmış vakitlere ermek iyidir. Ondan da iyisi bu vakitlerin sırrına ermektir. Kuşluktan ikindiye bu yolculuk sürmeli dostlar…

***

Bu sayımızı ağırlıklı olarak üstat M. Akif Ersoy’a ayırmak istedik. Bu bağlamda Musa Güner’in giriş yazısıyla çıktığı Ersoy yolculuğuna eşlik edenler A.Ali Ural ve Yusuf Çağlar beyefendiler ile Filiz Güner hanımefendi.

Bir de üzüntümüz var. Büyük usta Bahtiyar Vahapzade’yi geçtiğimiz günlerde kaybettik. Tanrı’dan rahmet diliyoruz kendilerine. Hepimizin başı sağ olsun.

‘’Yazıyorum Çünkü…’’ de şair Celal Fedai bize yazma gerekçelerini ‘’ delikanlılık süslerinden şiir ve defansa gelişi’’ şeklinde açıklamış.

İskender Şehsuvaroğlu ile edebiyat yolculuğuna kaldığı yerden devam.

Muhsine Arzu, ‘’Perdelenmez Bir Hüzün’’e ‘’Aşk Ateştir’’ ile devam ederken; Yılmaz Yılmaz, ‘’Böcek’’ isimli hikâyesi ile selamlıyor bizleri.

Kuşluk Vakti’nin 5. 6. ve 7. sayılarında yayımlanan Yusuf Kaplan’ın ‘’Medeniyet, Şiir ve Modern Türk Şiiri’’ yazısındaki görüşleri Nuh Utku tarafından eleştirel bir bakış açısıyla ele alınıyor bu sayıda.

Şiir, Kuşluk Vakti’nin vazgeçilmezlerinden olmaya devam ediyor. Bu sayının şairleri; Mustafa Uçurum, Ali Pektaş, Yusuf Gündüz, Salih Güzel, Musa Güner, Âdem Turan, Mustafa Oğuz, M.Zahir Ertekin ve Ziya Akyürek.

Tüm vakitlerin sahibine emanet olun…


Salih Güzel

İrtibat:
kuslukvakti46@gmail.com
www.kuslukvakti.blogcu.com
P.K:106 MANİSA

2/3/2009

Mustafa Oğuz Salih Güzel İle Konuştu

Kuşluk Vakti’nin sahibi ve yazı işleri sorumlusu Salih Güzel ile dergi üzerine bir söyleşi yaptık. Biz sorduk, o söyledi. Artık okuması da size ait. İşte buyurun:

 

Nerden çıktı durup dururken bu Kuşluk Vakti?

 

Hiçbir dergi nedensiz çıkmaz okuyucularının karşısına. Öncelikle bu bir sevda işidir.Bu sevda bir insanın gönlüne düşmeye görsün, mutlak surette kişinin yaşamının bir yerlerinden patlak verir.Hem de en olmadık zamanlarda bu da nereden çıktı dedirtir önce ellerine ve sonra da gönüllerine doğduklarına. Tıpkı size dedirttiği gibi dostum.

Burada bir derginin ne anlama geldiği ile ilgili (hele de bir edebiyat dergisinin) temel düşünceleri büyük usta  Cemil Meriç’in kitaplarına havale etmek isterim.

Gene de kısaca değinecek olursak. Bir edebiyat dergisi; dünyanın, hayatın ve aşkın gizemine vakıf olma çabasından başka bir şey olmasa gerektir. Ulaşılan kimi farkındalıkların gönül dostları ile paylaşılma çabası. İşte Kuşluk Vakti bu çabanın dışa yansımasıdır.

Ayrıca, sohbet ortamları edebiyat dostlarının vazgeçilmezlerindendir. Modern çağ ne yazık ki bu ortamları ve bunların yapıldığı gizemli mekânları silip süpürmüştür. Hoşça vakitlerin geçirildiği bu mekânların yerini şimdilerde edebiyat dergileri almıştır diye bir düşünceye de sahip olduğumu belirtmeliyim.Evet, edebiyat dergilerinin sarı sayfaları gönül dostlarının sohbet mekânlarıdır.

Bir de, söyleyecek sözü olanlar için ikindiler gibi kuşluk vakitlerinin de iyi bir zaman olduğunu düşünüyorum. Tabi kutsanmış yolculuklara çıkacaklar için de. Bu vaktin bereketini Kuşluk Vakti ile yaşamak istedik.

Aslında tüm bunları önce sanal ortamda yapmak istemiştik. Ancak bir dostumun ‘’Sanal olanındansa gerçeği, elle tutulanı daha muteberdir bu âlemde’’ şeklindeki uyarısı ile bu düşüncemiz yerini şu anki Kuşluk Vakti’ne bıraktı. Böylelikle Kuşluk Vakti, saklandığı gönül köşesinden sevenlerinin huzuruna arz-ı endam eyledi. Oradan da gönüllerine. Bu kişiyi siz çok yakından biliyorsunuz. Kuşluk Vakti size minnettardır dostum.

 

Dergi ile düşlediğiniz noktanın neresine geldiniz?

 

Kuşluk Vakti ile bir büyük iddianın peşine takılarak yol almak istemedik. Doğrusu bu hoşumuza da gitmez. Gönül sesimizi duyurabilsek yeterdi. Sadece genç yazar adaylarını önemsediğimizi bildirir mesajlar verdik kimi dergilerde. Usta ile çırağı aynı sayfalarda buluşturmak istediğimizi söyledik. Mesajımız doğru okunmuş olmalı ki, Kuşluk Vakti sayfalarında omuz omuza vermiş kimi usta ve kimi de daha çırak olan birçok gönül dostumuz oldu. Bu hoş bir durum açıkçası. Tabi bunu yaparken ürün kalitesinden ödün vermemeye özen gösterdik. Belki bu bağlamda sert bir şekilde eleştirerek kırdığımız dostlarımız bile olmuş olabilir. Eğer seçici davranmasaydık Kuşluk Vakti’ni düşlenilen noktanın daha ötesinde bir yerlerde bulamazdık.

 

Kuşluk Vakti, ileriye dönük olarak nelerin peşindedir?

 

Öncelikle kurduğumuz bu gönül bağını sağlam tutmak isteriz. Çünkü bu bağ bizi geleceğe taşıyacaktır. Tıpkı ikindiyazıları’nda olduğu gibi. Tabi bir de, bir edebiyat dergisinden beklenileni en güzel şekilde yerine getirebilmeyi. Güzel olanı güzelden anlayana ulaştırma düşüncesinden hareketle en güzel şiirleri, en güzel hikâyeleri ve en güzel denemeleri okuyucularla buluşturmak. Edebiyat dünyasına yeni yeni isimler armağan etmek. Yetenekli gençleri önemsediğimizi birçok kere yineledik. Ancak bu şekilde gök kubbede hoş bir seda bırakabiliriz diye düşünüyorum.

 

Kuşluk Vakti’nin gerekli ilgiyi gördüğünü düşünüyor musunuz?

 

Evet, düşünüyorum. Gönlümüzün sesi gönül dostlarına çoktan ulaşmış. Açtığımız gönül sofrasına buyur ettiğimiz dostlarımız çoktan iştirak etmiş bulunmaktalar. Bu çok sevindirici. İlk sayı ile denize attığımız bir gülün öylesine çok ve öylesine geniş haleler oluşturabileceğini düşünmemiştik bile. Bugün simalarını bilmediğim ancak gerek telefonla olsun, gerek mektupla olsun ve gerekse elektronik postayla olsun dertleştiğimiz bir çok gönül dostumuz var. Sanki kırk yıldır tanışıyoruz birbirimizle. Bu arkadaşlar Kuşluk Vakti’ni her ay bir dost mektubu gibi beklemekteler. Birkaç günlük gecikmede hemen telaşa kapılmaktalar. Bu güzel dostlara teşekkürlerimi sunmak isterim.

 

Kuşluk Vakti’nin mektep olma noktasında üzerine düşeni yerine getirebildi mi? Kuşluk Vakti’nde Kimler kendini gösterdi, kimler ilk yazılarını burada yayımladı?

 

Mektep olma düşüncesi her edebiyat dergisinin kutsal düşüdür. Ancak bu düş, seyri güzel ama tırmanması zor bir dağdır çokça. Zirvelerde yer tutmak öyle bir çırpıda olacak bir şey değildir. Yaptığınız şeyler sizi ya bu düşe yaklaştırır ya bu düşten uzaklaştırır. Biz sadece yaklaşmanın peşindeyiz. Edebiyat dünyasına kazandırdığınız her yeni isim sizi bu düşe yaklaştırır, gönül diliyle anlaşabilen dostların sayısının artması sizi bu düşe yaklaştırır. Bu konularda sadece daha yola çıktığımızı düşünüyorum. Güzel bir yolculuğun başladığını biliyorum. Birçok genç arkadaşımız ilk yazıları ile bizimle birlikte oldular ve ustalara baktılar. Bu zirve yolculuğumuzda bize katılanların sayısı günbegün artmakta. Bu isimlerin hepsini burada zikretmek zor. Tapu gibi duran 9–10 sayılık bir arşivimiz var. Bu arşive bakılabilir.

 

Manisa’da Spil Dağı’na bakıp efkarlı türküler söylemek varken cebindeki parayı matbaaya ve kargoya vermek nasıl bir duygu? Bunun altında yatan nedir?

 

Dostum, dağlara bakıp türküler söylemekten hiçbir zaman vazgeçmedim. Bunun yerine hiçbir

şeyi koyamam. Çünkü dağlar beni özgürlüğe çağırır. Dağlar büyüler beni. Çocukluğumda; Berit Dağı, Engizek Dağı ve Yağma Dağı ile çevrili 2000 rakımlı köyümde bu dağlara bakıp türküler söylerdim. Sonra gençlik dönemimin geçtiği K.Maraş’ta Ahır Dağları ile idare ettim. Rahmetli Cahit Zarifoğlu’nun Yalnız Ardıç’ının yaşadığı ve yaşlandığı dağ. Üniversite okumak için gittiğim İzmir’de ilkin denizlerden önce dağlarını sordum. Benim dağlarıma benzemese de Yamanlar Dağı selamladı beni. Şimdi ise Manisa’da Spil Dağı ile bastırıyorum içimdeki bu vazgeçilmez dürtüyü. Yine Spil Dağı’na bakıp türküler söylüyorum. Kuşluk Vakti, bu türkülerden sadece birisidir dostum. Esas dağsız kalsaydım söz konusu eziyetlere katlanamazdım. Matbaa, kargo, posta ve harcanan zaman. Ben enerjimi dağlardan alıyorum. İşte tüm bunların altında yatan şey, dağların özgürlük anıtı gibi durup beni kendilerine çağırmalarıdır.

 

İyi ki cebimdeki paramı verip bu dergiyi çıkarmışım dedirten anlar oldu mu? Bunlardan söz eder misiniz?

 

Elbette oldu. Kuşluk Vakti ile birçok dost edindim. Bu dostlukların değeri cebimdeki parayla asla ölçülemezdi. Sonra bir dergide ilk şiirini, ilk hikâyesini ve ilk denemesini gören gençlerin yürek uğultuları. Buğulu gözlerle baktıkları dünyalarındaki kendi var oluş çabalarının oluşturduğu uğultu. Bu uğultuyu duymak yine asla parayla ölçülemez. Ustaların kapınızı çalması ve gönül sofranızın etrafında toplanması. Ya gök kubbede bırakabileceğiniz hoş seda. Tabi bunu şimdilik sadece ümit ediyorum. Tüm bu duyguları yaşamanın elbette parasal bir karşılığı olamaz. Eğer bunlar başarılabilirse cebimdeki eksilen paranın aslında yıllardır hep artmış olduğunu göreceğim ve böyle düşüneceğim.

 

Yıllarca şiirden uzak durup yeniden şiir yazabilmenin ardında yatan nedir? Bunu nasıl başardınız?

 

Aslında ben şiirden hiçbir zaman uzak kalmadım. Kimi zamanlar okumalarım arttı ve kimi zamansa yazmalarım. Çünkü ben şiiri hayatın tam orta yerinde görürüm. Dergilere şiir göndermek gibi bir alışkanlığım hiç olmadı. Sadece kimi dostların teşvikiyle çok önceleri bir iki dergiye şiirler gönderdiğimi hatırlıyorum. Tabi İkindiyazıları’nı bunun dışında tutuyorum. Buraya seve seve gönderirdim yazı ve şiirlerimi.

Evet, dostum şiir benim hep ulaşıp alabileceğim yükseklikte durmuştur hayatımda. Dilediğimde onu aradan çekip alabilmekteyim. Önemli olan bu duyarlılığı yitirmemek gerek. Okuduğu gerçek şiirlerden etkilenmemiş bireyler gün gelecek insanlığın başına bela olacak. Nitekim şimdilerde Filistinli çocuklara, yaşlılara bomba atan ellerin sahipleri gibi. İnsanların içlerindeki şiir gibiliği öldürmemek gerek.

 

Kuşluk Vakti’nin emsallerinden ayrılan yönü nedir?

 

Kuşluk Vakti, diğer edebi dergilerden öncelikle fiziki özellikler bakımından ayrılır. Fanzim türü çok seviyoruz. Bu ikindiyazıları’nın hatırası olsa gerek. Bu türü Kuşluk Vakti’ne çok yakıştıran bir sürü dostumuz var. Dostlarımız bizi böyle daha kucaklayıcı buluyorlar. Bu türde büyük iddialar peşinde olmuyorsunuz. Bu birincisi. İkinci noktaya gelince, bayilerde satılan bir dergi değiliz. Bizler Kuşluk Vakti’ni ‘’gönül dostları’’ dediğimiz arkadaşlarımızla okuyucularımıza ulaştırıyoruz. Bu şekilde ulaşamadıklarımıza ise postayla ulaşmaya çalışıyoruz. Yani Kuşluk Vakti satış fiyatı olmayan bir dergidir. Bir üçüncü farkımız ise diğer dergilere göre sayfalarımızda gençlere daha çok yer veriyoruz. Temennimiz şu ki; bu dergi bir müddet sonra kendi şairini, kendi hikâyecisini ve kendi denemecisini yetiştirmiş olsun.

 

Bu dergide kimler yazabilir, kimlere açık, kimlere kapalıdır bu dergi?

 

Bu dergide herkes yazabilir. Ancak gençlerin öncelikli olduklarını bildirmekte fayda var. Bu yüzden ustalar bize kızmasın lütfen. Bu şu anlama gelmemeli tabi, bu dergi acemilerin yeri.

Bizim vurgulamak istediğimiz şu ki; ustalarla çıraklar kol kola yürek yüreğe yürümeli çıktığımız bu yolculukta. Bundan hiç kimse rahatsızlık duymamalı.

 

O meçhul dergi okurlarından tanıştığınız oldu mu? Okurlardan size ulaşanlar var mı mesela?

 

Yüz yüze gelmeden, birbirlerini görmeden sıkı dostlukların kurulabileceğine inanıyorsanız bu soruya da cevabım evet olacak. Zaten gönüllerini okuyabiliyorsanız yüzlerinin ne önemi var. Yüz sadece bir surettir diye düşünüyorum. Bu şekilde birçok dostumuz var. Hangi birinin ismini burada zikredeyim ki. Özetle bizimkisi gönül tanışıklığı dostum. Esas tanışıklık da zaten budur.

 

Mustafa Oğuz

28/2/2009

Kuşluk Vakti'nin Bir Yılı

Daha Nice Yıllara ve Sayılara Kuşluk Vakti..!

 

Kuşluk Vakti, 11. sayısı olan Mart sayısı ile birlikte sevenlerine yeniden merhaba dedi. M.Akif Ersoy ağırlıklı yazıların yanı sıra şiir baskın bir şekilde ön planda. 

 

Gerek görsellik ve gerekse içerik olarak çıtayı her sayı ile birlikte biraz daha yukarılara taşımakta Kuşluk Vakti. Her sayı bir önceki sayıya göre daha yetkin.

 

İlk sayısı Mart 2008 de yayımlanan Kuşluk Vakti, böylelikle Mat 2009 da bir yılını tamamlamış oldu. Bir yılın değerlendirmesini dostlarının ağzından sayfalarına taşıyan Kuşluk Vakti, geleceğe daha bir ümitle bakmakta. Doğrusu kutlanılası bir durumdur bu, dergiler bir bir kapanırken.

 

Kuşluk Vakti sayfalarında okuduğumuz bir yıla ait değerlendirme yazılarından bazıları kısaca şöyle:

 

Sadık Yalsızuçanlar : “Kuşluk Vakti, İmam Ali’nin, ‘gözü olana sabah ışımıştır’ haberinin peşinde bir dergi. Aşina isimlerin aynı iklimde buluştuğu, erdemin, merhametin, adaletin ve zerafetin soluk alıp verdiği bir yer. Efendimiz’in vakti ikindi idi. Ama O, başla sonu bitiştiren bir Sultan’dı. Kuşluk, ikindiye hazırlık, şafağın dinginliği. Atmaca, Durman, Güzel ve daha niceleri, bu sekinetin içinde konuşup durdular. Ne mutlu!”

 

Yusuf Kaplan: Manisa'da Salih Güzel'in çabalarıyla güzel bir edebiyat dergisi yayımlanıyor: Kuşluk Vakti. Kuşluk Vakti'nin son dört beş sayısının editörlüğünü Fatma Zehra isimli mütevazi, sessiz ama kabına sığmaz bir enerji ve coşkuyla dolu bir arkadaşımız üstleniyor. Fatma Zehra'nın özenli çabalarıyla dergi, zihnimizdeki "taşra dergisi"ne ilişkin bütün olumsuz mitleri yıkmayı başardı.

 

Ali Haydar Haksal: Kuşluk Vakti: Derginin sahibi ve yazı işleri müdürü Salih Güzel. Editör: M. Sait Türkoğlu. Dergi Manisa’da çıkıyor. Edebiyat dergisi tarzında. İki yaprak sekiz sayfa. Tabii bur tarz ürün bakımından oldukça yararlı. Mizanpaj ve düzen bakımından kolaylık sağlıyor. Dergiler çoğaldıkça ürünlerini yayımlamakta zorluk çeken, yer bulamayan yeteneklere fırsat doğuyor. Tabiî şunu vurgulamada yarar var. Kuşluk Vakti dergisi gençler ve genç yetenekler için iyi bir fırsattır.

Burada da bir çatı oluşuyor. Sevindirici bir durum. Umarız ki uzun soluklu olur.

 

Nurettin Durman : Her derginin çıkışı heyecanlandırır beni. Kuşluk Vakti iyi seçilmiş bir isim. Benim de Kuşluk Vaktinde Kuş Olsam adlı bir şiirim var.

Olan güzel bir şeyi güzel bir vakti böyle görünür hale getirmek de güzel tabii.

Böyle şeyleri severim ben. Hele bu bir edebiyat dergisine isim olmuşsa hemen “harika” olmuş derim kendime. Demek bir yıl geçti ha! Farkında değilmişim gibi oldum bir yılın hitama erdiğini duyunca. Dergi de hâlâ elime ulaşmayınca böyle geceye kadar beklemek düştü.

Şüphesiz dergide güzel şiirler- yazılar da okunmuş oldu.

Neticeyi kelam Kuşluk Vakti’ne uzun ve sağlıklı bir ömür diliyorum. 

 

Âdem Turan : Kuşluk Vakti’ni sevdim ben. Kuşluk Vakti’ni tam bir yıl önce ve tam da bir kuşluk vaktinde Mustafa Oğuz’un ellerinde gördüğümde çok heyecanlanmıştım. İlk anda bende bırakmış olduğu sıcaklık ve bana vermiş olduğu o heyecan bu güne kadar hep sürdü, hiç eksilmeden! Ve her sayısını öğrencilerimle de paylaştım kimi şiir ve yazıları okuyarak.

Kuşluk Vakti’ni sevdim ben. Bunda 80’li yıllarda Andırın’da merhum Nedim Ali’nin çıkarmış olduğu “İkindi Yazıları”nın da payı vardı belki de! İlk bakışta o dergiyi hatırlatıyordu çünkü bana her defasında elime aldığımda.

İyi şeyler yaptığına inanıyorum ben Kuşluk Vakti’nin, dönüp ardımızda kalan bir yıla baktığımda. Güzel şiirler, öyküler ve denemeler okuduk; birçoğunun tadı hâlâ hafızamdadır. Bosna ile ilgili bir gezi yazısını mesela tadını çıkara çıkara okuduğumu hatırlıyorum şu an.

Bir de şunu söylemem gerekiyor: Yusuf Kaplan’nın “İkinci Yeni” üzerine yapmış olduğu çalışma /değerlendirme çok önemliydi!

 

Asım Gültekin : Kuşluk Vakti bilmiyorum size de öyle oluyor mudur, bana İkindiyazıları'nın sevimliliğini hatırlatıyor. Bu çok hoşuma gidiyor.

Kuşluk Vakti'nde çok imza olması böylesi bir derginin ne kadar işlevsel bir dergi olduğunu, 4 sayfada, 8 sayfada bile ne kadar çok şey söylenebilirmiş. Kuşluk Vakti'nden bunu öğreniyoruz. Kuşluk Vakti'nin mimarların Kırkikindi dergisindeki gibi ismini de beğendiğimi söylemek istiyorum.

Yürüyüşleri hep bereketle devam etsin. 

 

Kâmil Yeşil : Kuşluk Vakti’ni diğer dergilerden farklı bir periyotla izledim. Adres değişikliğinin bir azizliği olarak dergiler bana iki, üç sayı birlikte geldi. Çünkü dergi eski adresimden iki, üç ay ara ile ulaştırılıyordu bana. Bu sayılar ilginç bir karşılaştırma imkanı da verdi bana. Her sayıyı bir önceki sayısından daha zengin, ürün olarak daha yetkin gördüm. İlk iki sayısı bana acaba üçüncü sayı da çıkacak mı şüphesi verdi. Ürün dağılımı ve ürünlerin dergiye yerleştirimi bende böyle bir duygu uyandırdı. Sonra kendini topladı dergi. Eğer bu derli toplu görünüm olmasaydı ürün akışı oldukça sınırlı olurdu. Bu da dergiyi olumsuz etkilerdi. Şunu söyleyelim artık: Nitelik varsa taşralılık ortadan kalkmıştır. Taşralılık yer ile ilgili değildi zaten; ama taşrada yaşayanlar merkezin estetik seviyesinden geri kaldığı için onlara taşralı deniliyordu. Kuşluk Vakti bu zevksizliğe düşmeden rahatlıkla merkez dergilerinin arasında yer buldu. Jeneriği kaldırın, bu derginin Manisa’da çıktığını kimseye inandıramazsınız. Edebiyat, İkindiyazıları ve Ayane geleneğinin bir devamı olarak görüyorum Kuşluk Vakti’ni. İnşallah uzun ömürlü olur. 

 

Ümmühan Atak : Genç kalemleri usta kalemlerle buluşturuyor olması bile, Kuşluk Vakti’ne önem vermemiz için yeterli. Kaldı ki, yayımlanan çalışmaların büyük bir titizlikle elden geçtiğini, derginin sayfalarını aralayınca hemen görebiliyoruz; sağlam metinler, damardan kelimeler, coşkulu dizeler… 1 yıl boyunca Kuşluk Vakti’nin arşivlerimizde yer alması, okuyucusuna duyduğu saygının küçük bir karşılığı olsa gerek.

Bir de söylemeden geçemeyeceğim; Kuşluk Vakti’nin mutlaka takip ettiğim bir bölümü var: Künye! Evet, Künye’deki ‘adres’i düzenli olarak okuyorum. Manisa… Ege… Okuyucusuna taşra sıcaklığını hissettiren Kuşluk Vakti’nin, memleketimin oralardan bana seslendiğini de duyuyorum mütemadiyen. Bu bana nefes aldırıyor.

 

Musa Güner:  Kuşluk Vakti dergisi Manisa’dan merhaba diyor edebiyatseverlere. ‘Her üç kişiden beşinin şair olduğu ülkemizde’ diye başlayan cümlelere inat, edebiyatın bir kapısını daha açıyor. O kapıdan bir kuşluk vakti girecek ve yıllar sonra şair yazar sıfatıyla ‘ilk yazım / şiirim, Manisa’da çıkan bir yerel dergide yayınlandı’ cümlesini söyletebilmek için gençleri sayfalarına çağırıyor. Onlara gelin birlikte bir mektep kuralım, o mektebin sıralarında şiir, hikâye, deneme soluklayalım, mesajını veriyor.

Kuşluk Vakti dergisi bir edebiyat ve şiir seçkisi. Sekiz sayfalık büyük boy, sarı kâğıda basılmış bir dergi. Ama siz bakmayın sekiz sayfa olduğuna. Okuyucusunun bir edebiyat dergisinden beklentilerini karşılayacak yoğunlukta.

Her iki sayıda da edebiyat dergisi çeşitliliği sağlanmış. Şiirler, hikâyeler, denemeler, tanıtım yazıları, söyleşiler ve günlüklere yer verilmiş. İki sayılık performans, Kuşluk Vakti’nin uzun soluklu bir edebiyatın çekirdeğini bünyesinde taşıdığını gösteriyor. Ayrıca taşra dergisi kavramını aşıp bütün Türkiye’deki edebiyatseverlere seslenmeye de aday. Çünkü Türkiye’nin, İstanbul, İzmir dahil, farklı yerlerinde yaşayan editörler, kendi birikimlerini ve çevrelerini dergiye ilerleyen sayılarda yansıtacak gibi görünüyor.

Kuşluk Vakti’nin belirgin özelliği genç kalemlerle tecrübeli isimlerin bir arada olduğu bir dergi olması... Edebiyat dünyasında isim ve eser sahibi M. Said Türkoğlu, Müştehir Karakaya, Mustafa Oğuz, Âdem Turan, Melek Altun, Şemsettin Yapar gibi isimlerin yanında, Enes Akdağ ve Emine Şeyma Kutluk gibi henüz lise öğrencisi olan imzalar da kendine yer bulmuş Kuşluk Vakti’nde. Adnan Yayık, Salih Güzel gibi, yıllar önce yayınladıkları şiirlerde yetenek uçlarını göstermiş isimler de tekrar karşımıza bu dergide çıkıyor.

 

Mustafa Oğuz:  Her dergi, Cemil Meriç'in ifadesiyle "hür tefekkür"ün kalesidir. Kuşluk Vakti de hür tefekkür adına bir kale olmak için çıkıyor. Derginin çıkma amacını, söyleyecek sözü olanların bir türkü söylemeye başlaması olarak da alabilirsiniz. Bu dergiyi Kırkikindi, Martı, Yitik Düşler gibi dergileri çıkarmış olan bir ekip çıkarıyor ve dergimiz zikrettiğim dergiler zincirinin bir devamı niteliğinde.

Dergimize "mektep" olma misyonunu biçtik. Edebiyat ortamında yazı ve şiir yazmaya devam eden kişilerin bir araya geleceği bir dergi değil de genç isimlerin kendini göstereceği bir dergi olmak istiyoruz. Bunu bilinçli bir şekilde yapmaya çalışacağız. Dergimizin yayın kurulundaki isimler zaten mevcut dergilerde yazabiliyorlar. Yani ustalaşmış isimler. Bu isimler gençlerin elinden tutarak onları dergiye taşıyacak ve gerekirse kendi yerini onlara seve seve verecektir. Dolayısıyla bizim için dergimizde genç isimlerin yer alması bir "çeşni" değil, asıl "amaç"tır. Bunu başardığımızda ise "Kuşluk Vakti" bir mektep olacaktır.

 

Tayyib Atmaca : Bir yıl önce  üç beş gönül eri ile yola çıkan kervan yolda çoğalarak gönüller fethetmeye doğru gidiyor. Kuşluk Vakti birbirleriyle gönül komşusu olan şairleri, yazarları birbirlerine biraz daha aynel yakin eyledi. Zaman zaman titiz mizampaj ve yazı şiir seçimlerinde aksaklıkları olsa da özünde güzel işler yaptı. Türkiye de elinize aldığınızda okunup kaldırılacak bir dergi olmayı sürdürüyor. Gönlüm sayfa sayısının ilk çıktığı sayılar gibi 4 ya da 8 sayfa olmasından yana. Yazılara ve şiirlere biraz daha özgürlük verilip itiş-tıkış (bu da girsin, puntosu küçük olsun varsın) düşüncesinden uzak durulması. Herkesin sabırsızlıkla Kuşluk Vaktini beklediğini biliyorum. Selam olsun güzel insanlara...

 

Melek Altun: Kur’an’da ve’l-asr, ve’l leyl, ve’s-subh, ve’d-duha (Asra, geceye, sabaha, kuşluğa yemin olsun) gibi değişik zaman dilimlerine yemin edilerek zaman vurgusu yapılmıştır. Kuşluk Vakti bu vurgudan nasibini almış anlar silsilesidir. Niyazi-i Mısrî’nin “Ne maziyem ne müstakbel, her ânın anesiyim ben.” deyişine benzer ne tamamen geçmişin, ne de büsbütün hayalin peşinde bir yıl geçirdi Kuşluk Vakti. Yitik Düşler’den devraldığı bayrağı vaktin bütününü kuşatarak gönüllere yeni menfezler açma yolunda emin adımlarla yürüdü. Salih Güzel’in özel çabası, Fatma Zehra’nın bütün mesaisini dergiye vermesi, Mustafa Oğuz’un Kuşluk Vakti ile yatıp kalkması, üslup sahibi Şemsettin Yapar, Sait Türkoğlu, Nihat Dağlı, Mehmet Aycı gibi kalemlerin dergide yazması, üstüne üstlük Münire Daniş, Cihan Aktaş ve de Yusuf Kaplan hocanın katkıları Kuşluk Vakti’ni çoktan yerel olmaktan öteye taşımıştır. Her sayının bir öncekini de içine alarak helezonlar halinde büyümeye devam edeceğine inancım tamdır. Bir temenni ile bitirelim: Vakitlerin Mehlika Sultan’ı, yolun ve bahtın açık olsun.

 

 

M.Zahir Ertekin:  Kâğıt, kalem, klavye ve su tadında bir dergi…Vaktin en mutena tarafını ‘isim’ hanesine nakşeden bir mütevazı mekteptir ‘Kuşluk Vakti’. Az ve öz yoğunluğu ve taşra samimiyeti, yüzünden okunan bir dergi…

Bir yaşını geride bırakmış olmasıyla da, rüştünü ispatlamış bir dergi. Yazı evindeki seçkin konuklarıyla okuyucusuna sıcak selamlar yollamaktadır. Yürüyüşünü sürdürme azmindedir.

İddiasız üslubu, zarif tasarımı ve alçak gönüllü yazarlarıyla kısa sürede güzel bir ‘vaktin’ içinde buldu kendisini. Birikimin ve hayatın izlerini taşıyor Kuşluk Vakti. Sayfalarını karıştırdığınızda muhabbet ve sevgi bulacaksınız.

‘Güzel ’ bir adamın solmayan ve yaşlandıkça gençleşen iç devinimlerini gizleyemeyen bir ‘kalem’in, uzun bir aradan sonra hasretini dindirme girişimi olarak da ifade edilebilir mi bilemiyorum! 

‘Gizli mutluluğu’ sadeliğinde gizli bir dergi…

‘Dünyanın nimetlerini kelimelerde, kelimeleri sayfalarında ve satırlarında saklı’ bir dergi…

Her bir ürününde ayrı bir renk, koku ve hava var. Zaten bu çok seslilik değil midir dergileri diğer arkadaşlarından ayıran… Yürekten bir temennim var: Çok uzun yaşa ey zamanın altın dilimi; Kuşluk Vakti…

 

Yılmaz Yılmaz: Bereketi getiren bir dergi. Zamanlar içinde belki de bereketi üzerinde taşıyan ikinci bir an yoktur. Kısa bir gün içinde yani. Kuşluk vakti, vaktin en bereketli ânı… Efendiler efendisi onun için ayrı bir önem vermiş bu vakte.

Kuşluk Vakti dergisi de öyle oldu. Edebiyat dergileri içinde yazılarının bereketiyle, yazarlarının güzelliğiyle, şeklinin özgünlüğüyle ayrı bir öneme sahip oldu.

Okumaya, yazmaya daha da önemlisi yeni ve genç kalemlere fırsatlar sunmaya talip birkaç güzel insanın himmetiyle var olmak yolunu seçti. Ne herhangi bir şirketin ne herhangi bir grubun inhisarına girmeyi seçti. Tekil olmayı seçti, ancak ortaya koyduklarıyla çoğul olmayı bildi.

Bereketli bir dergi demiştim… Evet, bereketi devam ediyor. İlk yılını devirdi devirecek. Daha nice bereketli Kuşluk Vakti demlerine…

Aşk olsun efendim, aşk olsun!

 

Senem Gezeroğlu:  Gece nöbetinin gündüze devrettiği vakit, kuşlar yuvalarından çıkıp tabiata gülümsediği vakit, uzak diyarlardan sesi gelir bülbülün. Bir güle nağme yakarken bülbül, kuşluk vaktinde sesi duyulur bir gün… Bir bülbül gibi sesini uzak diyarlardan, tüm Türkiye’ye duyuran dergilerden biri de Kuşluk Vakti… “Gece ve gündüz… Birisi siyah birisi beyaz… Karanlıktan aydınlığa geçişin vaktidir kuşluk vakti…”

Manisa’da çıkan, Sahibi ve Yazı İşleri Sorumlusu Salih Güzel olan derginin editörlüğünü ise Fatma Zehra yapmakta…

Henüz yavru bir kuş olmasına rağmen getirdiği sesle birçok kesmin fikrini ve hissini okşayan Kuşluk Vakti, daha şimdiden birbirinden kaliteli sayılara imza atmış. Derginin bilhassa 6, 7 ve 8. sayılarında yer alan İkinci Yeni yazıları büyük bir ilgiyle okunup tartışıldı. Medeniyet, Şiir ve Modern Türk Şiiri’nin yeniden ele alındığı bu sayılar; deneme, şiir, günlük, söyleşi, hikâye ve tanıtım yazıları ile süslenerek alıcısına sunulmuş.

Kuşluk Vakti’ne bu uzun ve çileli yolda sabır ve başarı dilekleri ile…

 

Hüseyin Kaya: Kuşluk Vakti; editörü İstanbul"da, sahibi Manisa"da yaşayan ve aradaki onca mesafeye, aldırış etmeden, üstelik aylık periyotla yayımlanmaya devam eden nahif bir dergi.
Her geçen gün; edebiyat dergiciliğinin sıkıntılarının arttığı, bu alanda yapılan işlerin kıymetinin azaldığı yönünde şikâyetler biraz daha artsa da, şartlara aldırmaksızın, maddi karşılık beklemeksizin, tüm samimiyetiyle bu işleri sırtlanan birileri her zaman mutlaka vardır. Olmalıdır da; zira zannedilenin aksine memleket edebiyatının nabzı; suni teneffüsle yaşayan, resmileşmiş, yıllanmış dergiler yerine bu dergilerde atar. İlk hür teşebbüs girişimini, dost düşman kazanma tecrübesini bu türden dergilerde yaşamış, öğrenmiştir ağabeylerimiz, üstatlarımız.
Bu dergilerde yazmaya başlayanlar; günü vakti geldiğinde, ırmağı besleyen akarsular gibi, taze kan olur çoğu zaman büyük dergilere.

Kuşluk Vakti; editörü İstanbul"da, sahibi Manisa"da yaşayan ve aradaki onca mesafeye, aldırış etmeden, üstelik aylık periyotla yayımlanmaya devam eden nahif bir dergi.
Yarım gazete ebadında ve sekiz sayfa olarak baskıya hazırlanan dergi, özellikle son birkaç sayıdır biraz da sayfa endişesi yüzünden olsa gerek, yükte hafif, pahada ağır çalışmalar sunma endişesinde.
 

Mustafa Uçurum: İnsanın içinde gizli bir yerlerinde yola çıkma arzusu varsa bunu dizginlemesi zordur.  Bu arzu uygun zamanı bulduğunda gün yüzüne çıkmak ister. İşte “Kuşluk Vakit” dergisi de bu yürek çırpıntısının bir yanması olarak buluştu okuyucularla. Aslında hiç aramızdan ayrılmayan ama değişik mekân ve isimlerle yürekleri yoklayan bir ekibin meyvesi bu dergi.

 

Hasan Çağlayan : "Kuşluk Vakti" samimi bir dergi… Dergiciliğin zor olduğunu uğraşan herkes bilir. Bu zoru başarma ve ortaya emek ürünü eserler koyma adına takdire şayan bir çalışma temposu söz konusu. Şiiri önemseyen ve diğer edebi türlere bir yazı bahçesi olan yanıyla da ayrıca güzel... Özellikle portre bölümü ilgi çekici ve çok faydalı... Yazarlara ait kitaplık bölümü bir vefa örneği... Sade oluşu iyi... Negatif yönlere gelince: İki yaprak olmasından dolayı yazıların küçük puntolarla çıkması dosya çalışmalarına tam olarak yer verilememesi (2008 Yahya Kemal, Nasrettin Hoca ve A. Haşim’in yıl dönümleriydi), kitap tanıtımları, röportaj eksiklikleri, sinema, sanat ve kitap/yazı eleştirileri… Bu kadar eksik kadı kızında da bulunur gerçi. İdeale ulaşmak adına tavsiye olur belki…

 

Bizde kutluyoruz Kuşluk Vakti’ni. Kısa bir zamanda önemli bir dost halkası kurmuş. Hem de en sağlamından.

 

Kuşluk Vakti’nin bir yıl gibi kısa bir zaman diliminde sevilir hala gelmesinin bir çok nedeni olmuş olabilir. Bunlardan en çok dikkat çekeni, bir grup yada yayın kuruluşunun yayın organı olmayışıdır. Bu durum sevenlerinin sayısını bir hayli artırmıştır.

 

‘’Güzeli güzelden anlayana ulaştırma’’ düşüncesiyle kuşluktan ikindiye iddiasız bir şekilde yola koyulan Kuşluk Vakti, bunu mütevazı bir şekilde gerçekleştirme gayretindedir. Bu çaba asla göz ardı edilemez.

 

Sevenlerine posta yoluyla ulaşması, para ile satılmaması, reklam almaması yine bu dergiyi ilginç kılan nedenlerden bazılarıdır. Bu tarz dergiciliği yıllar önce yayımlanan İkindiyazıları’nda görmekte idik. Kuşluk Vakti ile İkindiyazıları’nı yâd etmiş olduk böylece. Nur içinde yatsın rahmetli Nedim Ali.

 

Sayfa sayısının azlığı,  Kuşluk Vakti’nde misafir olmak isteyen yazar ve yazar adayları için bir handikap oluşturabilir. Dergi içinse, kaliteli ürüne ulaşma ve bunu okuyucularına ulaştırma anlamında bir şans. Kuşluk Vakti bu olumsuzluğu, dostlarına gönlünü daha da açarak aşmayı bilmiş zannımca. Yazıları yayımlamamasına rağmen desteğini esirgemeyen birçok gönül dostu oluşmuş. Gerçek dostluk bu olsa gerek aslında.

 

Gençleri önemsediğini birçok yerde yineleyen Kuşluk Vakti, bunu sözde bırakmamış. Kimi sayılarında lise düzeyinde yazar adaylarının yazılarını da yayımlayarak bunu göstermiş. Genç yazar adayları için doğrusu iyi bir durum bu.

 

Yeni yayın yılında Kuşluk Vakti’ne bereketli sayılar diliyoruz.

 

Ali Şîr Kuşçu

 

21/2/2009

Asım Öz Salih Güzel ile Konuştu

Asım Öz Salih Güzel ile Kuşluk Vakti'ni konuştu...

Geçen yıla bakarken nice edebiyat dergisinin önemli atılımlar yaptığını, görmeyi öğrettiğini, edebiyata ivme kazandırdığını görüyorum. Oylumlu dergilerin işi daha zor. Çıtayı yüksek tutmak, yığma yazılardan kurtulmak, edebiyatta kendine özgün bir yer edinmek zorundadırlar. Anadolu'nun uzak veya yakın kimi yerlerinde çıkan nice dergiler var. Kendi iç aydınlığından edebiyata bakan yazarlar, belli bir çevrenin tekelinde olmadığına inandıkları için edebiyat anlayışlarını bölge dergilerine taşıyorlar. Bu çalışmalar edebiyatımız için zenginliktir.2008 yılı içinde Manisa'da yayımlanmaya başlayan Kuşluk Vakti dergisinin sahibi ve yazı işleri sorumlusu Salih Güzel ile konuştuk. Son yıllarda, Türkçe yazının gelişim sürecini izleyenlerin tümü Anadolu dergilerinin sanat dünyamıza sağladıkları kazanımları bilirler O eski taşra anlayışı artık değişti. Yalnızca ulaşımın uzakları yakınlaştırması, iletişimin ilişkileri kolaylaştırması değil; üniversitelerin gelişmesi düşünce ortamını genişlettiği için Anadolu'ya taşra gözüyle bakılamaz. Bu nedenle Anadolu'da çıkan dergiler de giderek kişilik kazanmaya başladı.

Öncelikle, "Bu dergi nereden çıktı, durup dururken neden bir dergi" sorusunu yanıtlamaya çalışalım… Niçin bir dergi çıkarma ihtiyacı duydunuz?

Hiçbir dergi öyle aniden çıkmaz sevenlerinin, takipçilerinin karşısına. Önce bu sevda kimin içine düşmüşse dağ dağ büyür, ırmak ırmak akar ve köpük köpük köpürür. Ve zamanı geldiğinde de sevenlerinin önce ellerinde sonra da gönüllerinde buluverir kendini. Niçin bir derginin cevabını aslında en güzel Cemil Meriç verir:''Dergiler, hür tefekkürün sarsılmaz kaleleridir.'' Bu sözü edebiyat dergiciliği bağlamında çok daha anlamlı buluyorum. Yıllar önce Ali Çolak, Musa Güner, Mustafa Oğuz ve Engin Akkuş dostlarla bir dergi denemesinde bulunmuştuk.20 yıl öncesinden bahsediyorum. Öğrenci haçlıklarımızla üç sayı çıkartabildiğimiz Kırkikindi'yi dikkatli okurlar bugün hala hatırlayabilmekteler. Edebiyat dergiciliği işte böyle bir şey. Yıllar önce başlayan bir sevdayı Kuşluk Vakti ile yeniden yorumlamak istedik. Ruhumuzu ve bedenimizi teslim almak isteyen Meduse'lere karşı bir sığınağımız olsun istedik.

Dergi adı önemli değil, ama insan merak etmeden duramıyor. Niçin Kuşluk Vakti derginin adı?

Kuşluk Vakti ismine gelince. Yola çıkacaklar için kuşluk vakti iyi bir zamandır. Söyleyecek sözü olanlar için de tabi. Bunun nedenini dilerseniz birinci sayıda okuyucularımızla paylaştığımız manifesto yazısıyla izah edelim:''Gece ve gündüz… Birisi kederin diğeri neşenin adıdır. Üzerlerine yeminler edilmiş iki vakit. Birisi siyah birisi beyaz. Güneşin parlayıp yükselmeye durduğu, geceninse tasını tarağını toplayıp sırra kadem bastığı ince bir çizginin başlangıç noktası. Karanlıktan aydınlığa geçişin vaktidir kuşluk vakti. Gün ışığı, gün ışımasıdır. Gecenin örtüsüdür beyaz bir patiska gibi. Kuşluk vakti, gündüzün gençlik vaktidir. Gün boyu devam eden karanlıktan aydınlığa, aydınlıktan karanlığa geçişlerin aydınlık vakitleridir. Gece ne kadar geceyse gündüz o kadar gündüzdür kuşluk vakitlerinde. Acının sevince, elemin neşeye dönüştüğü bir sırlı kapı. Kuşluk vakti, herkese açılan bir sır kapısıdır. İyi ve güzel günler için bir cemrenin düşüşü, açmaya koşan bir gülün açışı, bir yağmurun yağışıdır. Bir kırkikindidir kuşluk vakti. İlahi konuşma vakitlerine yürüyüşün, soylu bir yürüyüşün toplanma vaktidir kuşluk vakti. Musa peygamberin, sihirbazların sihrini bozduğu sihirbazlara galip geldiği bir kutsanmış vaktin adıdır. Leyla'nın Mecnun'a, Ferhat'ın Şirin'e yürüdüğü yol. Yürünen bir su yolu, delinen bir dağdır. Kuşluk vakti bir aşkın bir aşk yolunun adıdır.''

İşte bu nedenlerden dolayı Kuşluk Vakti'ni dergimize isim olarak uygun gördük. Bizim de yürünecek bir yolumuz vardı ve söylenecek sözlerimiz.

Edebiyat dergileri deyip geçiyoruz ama kimi alt başlıklarda ''fikir, dil, kültür, sanat'' gibi sözcükler de var. O zaman edebiyatın ağırlığı asıl önemini yitiriyor mu? Hele ''sanat'' deyince, öyle geniş sanat alanları öne geçiyor ki, edebiyat gerilerde kalıyor, görünmez mi oluyor?

İtirazınız çok yerinde. Bu kelimelerin her birisi başlı başına derin anlamlar içeriyor. Her bir kelimeyi bir dergiye alt başlık yaparak bol sayfalı ve derinlikli dergiler çıkarmak mümkün. Hele de ''sanat'' kelimesi. Bu kelime ''edebiyat'' kelimesinin bir üst kimliğidir. Öyle düşünüyorum. Ayrıca hangisinin hangisi için gerekli olduğu gibi saçma bir tartışmaya da girmek istemem. İkisi de birbirleri için vazgeçilmez. Edebi ürünler içeren bir dergiye genel anlamlar içeren alt başlıklar yerine daha özel anlamlar içeren alt başlıklar bulmak gerek. Dergileri daha öze inmiş alt başlıklarla anmak gerek. Sadece şiir yayımlayan bir dergiye ''edebiyat'' alt başlığı bile bol gelir. Öze indirgenmiş bir başlık bu dergide daha güzel durur. Kuşluk Vakti'nde; deneme, hikâye, şiir, söyleşi ve günlük gibi türler yer aldığından ''edebiyat seçkisi'' alt başlığını daha doğru buluyoruz. Ve bunu kullanıyoruz.

Türkiye'de alternatifi olmayan hiçbir dergi yok; alternatif yaratmanın sanata ve düşünceye yapılacak en büyük iyilik olduğu düşünüldüğünde, çıkarılan her derginin de bu anlamda edebiyata katkıda bulunduğu söylenebilir. Edebiyatta işlevi olan bir dergi bakış açısı getiren bir dergi olmak durumunda. Kuşluk Vakti edebiyata nasıl bir bakış açısı getiriyor?

Bu düşüncenize ne yazık ki katılamayacağım. En azından edebiyat dergiciliği bağlamında. Hiçbir edebi dergi bir diğerinin alternatifi değildir. Edebiyat dergileri insanların gönüllerini misafir eylediği otağlardır, sohbet ortamlarıdır. Edebi bir dergi birilerine alternatif olma adına yola çıkmışsa varacağı yer çok uzaklarda olmasa gerektir. Herkesin düşleri faklıdır. Bu farklı düşlerin peşinden koşmak gerek. Düşlerdeki faklı renkleri bir buket yapıp okuyuculara sunmak gerek. Ancak böyle girilebilir gönül otağlarına. İnsanların gönlünde ulaşılası bir düş gibi durabiliyorsanız bir edebiyat dergisinden beklenileni fazlası ile yerine getirmişsiniz demektir. Bu, Kuşluk Vakti'nin edebiyata bakış açısıdır da aynı zamanda.

Kuşluk Vakti'nde özellikle ağırlık verdiğiniz bir tür var mı?

Özellikle ağırlık verdiğimiz bir tür yok. Her türden edebi ürünü dengeli bir şekilde sayfalarımıza taşımaya çalışıyoruz. Gerçi kimi sayılarımızda uzun soluklu yazılar girmek zorunda kaldık. Bu bir anlamda dengemizi bozdu. Şiiri çok önemsiyoruz, denemeyi çok önemsiyoruz, hikâyeyi çok önemsiyoruz. Bu üç tür bir edebiyat dergisinin taşıyıcı kolonları sayılır. Zaman zaman ustalaşmış yazarlarımızın kapılarını araladık ve aralamaya da devam edeceğiz girmek isteyen yazar adayları için.

Dergide çeviri ürünler yayımlıyor musunuz?

Hayır, şu ana kadar Kuşluk Vakti'nde çeviri ürünlere yer veremedik. Vermek istemeyişimizden değil tabi. Böyle ürünlerin bize ulaşmayışından olsa gerek. Dünya edebiyatından güzel çeviriler aslında çok güzel olurdu. Şimdilik bunu zamana bıraktık.

Şu ana kadar dergide hangi isimler yazdı?

Bu soruya dilerseniz cevap vermeyeyim. Ya tamamını yazmak gerek ya da hiçbirisini. Hepsini yazmak mümkün olamayacağından ikinci yolu tercih ediyorum. Ancak şu kadarını bildirmekte fayda var: Kuşluk Vakti'nde ustalarla çıraklar omuz omuzadır.

Kitap yayıncılığına göre çeşitli açılardan daha zor olması dergi yayıncılığının kitap yayıncılığına nazaran daha durgun olmasını da beraberinde getiriyor. Bunun yanı sıra, dergi satın almanın kitap satın almaya göre okuyucu açısından süreklilik gerektirmesi, ki bu süreklilik ok söylersiniz?

Evet, bir dergiyi yayıma hazırlamak bir kitabı yayıma hazırlamaya göre daha zor olsa gerek.  Dergicilikte okur açısından da dergi açısından da süreklilik çok önemli. Bir okur haklı olarak dergisinin zamanında ve kesintisiz bir biçimde kendisine ulaşmasını ister. Mutfakta olup bitenler çok az bir okur gurubunu ilgilendirir. Bu okur gurubunu çok önemsiyorum. Onlardan aldığınız ufacık bir destek mesajı sizi uçurur. Yaşadığınız zorlukların birileri tarafından bilinmesi ve bunun sizinle paylaşılması moral ve motivasyon anlamında çok kıymetli. Sonra yine, derginin bu dostlarca daha geniş kitlelere tanıtımı. Kitapların tanıtımını dergilerde yaparsınız ama dergileri kitaplarda tanıtamazsınız. Dergi bizatihi kendisi ayakta durabilmeyi becerebilmelidir. Bunu beceremediğiniz zaman sonrası malum. Bu yüzden yeni doğmuş her dergi ayağa kalkabilmek için, ayaktaki dergilerde daha nice yıllar için hem ustaların ve hem de okurların desteğine şiddetle muhtaçtır.

Arkamızda bir şirket ya da kurum desteği olmaksızın bir edebiyat dergisi çıkarmak hayata meydan okumaktır. Dergi yayıncılığı yapmakta olanlar, tekel durumundaki dağıtım şirketlerine kapak fiyatlarının % 50 ile % 80'i arasında pay vermeden dergilerini bayilere verememektedir. Bu tür sorunları nasıl aşıyorsunuz/aşabiliyor musunuz? Kaç tane dergi satıyorsunuz?

Bu çok doğru. Edebiyat dergisi çıkarmak (ister bir kurum isterse bir şirket desteği görsün ya da görmesin) hayata meydan okumaktır. Meydan okumalar para ile doğru orantılı değildir diye düşünüyorum. Gerçi herkesin meydan okuması farklı faklıdır. Karşılaştırılamaz. Bir edebiyat dergilerininki ulvi gayeler için olsa gerektir. İkindiyazıları'nı her ay sevenlerine ücretsiz olarak ulaştıran rahmetli Nedim Ali'nin (M. Ali Zengin) yüreğinden başka zenginliğini duymadım. Tabi bir de soyadı. O'nun gönlünün sıcaklığı bugün hala içimizi ısıtabilmektedir. Hayalen İkindiyazıları'nın her ay kapımı çaldığını düşünüyorum.

Konuya gelince; maalesef bugün edebiyat dergilerinin dağıtım şirketlerince dağıtılması neredeyse imkânsız gibi. Bu yüzden biz ''gönülden gönüle '' diye bir dağıtım şirketi kurduk. Biz dergi satmak yerine postayla bu dağıtım şirketinin gönüllü üyeleri olan dostlarımıza ulaşıyoruz. Bu bir anlamda, İkindiyazıları'nın da dostlarına ulaşma metodudur aynı zamanda. Bu halka bir hayli büyüdü de. Bu gönül dostlarımıza burada teşekkürlerimi sunmak isterim.

Yayın kurulunu nasıl seçiyorsunuz? Sabit mi yoksa belirli sürelerde değişecek mi?

Dergimizin yayın kurulu yok. Bu dergi her biri ayrı şehirlerde yaşayan gönül dostlarının samimi ve güzel gayretleri ile çıkıyor. Künyemizde yayın kurulu yazılı değil ama yayın kurulunun görevlerini yerine getirmeye çalışan bir sürü gönül dostumuz var. Dergide yayımlanacak ürünler bu dostlarımızdan bazılarının beğenisinden geçiyor.

Bu güne değin eleştiri aldığınız oldu mu? En çok hangi yönlerden eleştiriliyorsunuz?

Çok eleştiri almadık diyebilirim. Ama keşke alsaydık. Çünkü biz bu eleştirileri okuyucularımıza daha güzel Kuşluk Vakti sunma adına şüphesiz değerlendirirdik. Hatırladığım kadarı ile iki eleştiri konusu oldu. Bunlardan birincisi sayfalarımızda usta yazarlara az yer verdiğimizdi. Tabi bunun nedeni Kuşluk Vakti sayfalarını genç yazar adayı arkadaşlarımıza açmak istedik. Zaten bu bizim çıkış amaçlarımızdan birisi idi. İkinci eleştiri bir dostumuzdan geldi. Ali Haydar Haksal ağabeyden. Az önce de değindiğimiz gibi Kuşluk Vakti ilk çıktığında ''edebiyat ve şiir seçkisi'' alt başlığını kullanmıştı. Ali Haydar ağabey de ''şiir'' vurgusunun yerinde olmadığını bir gazetedeki köşesinde dile getirmişti. Haklıydı da. Kendilerine teşekkür ederek bu konuyu daha doğru zemine oturttuk. O zamandan bu yana ''edebiyat seçkisi'' alt başlığı ile okuyuculara ulaşmaktayız.

Güzel olanı güzelden anlayana ulaştırmak. Bunun çıkış gayelerimizden biri olduğunu vurgulamak isterim.

Söyleşi için teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.

 

Röportaj: ASIM ÖZ
Haksöz-Haber

Bu yazı www.haksözhaber.net sitesinden alınmıştır.

21/2/2009

Kuşluk Vakti'nin Şubat Sayısı

Kuşluk Vakti, bir yılını tamamladığı 10. sayısı ile okurlarına bir defa daha merhaba dedi.

Şiir, deneme, hikâye, eleştiri, söyleşi gibi edebiyatın temel türlerinde ürünlerin yer aldığı derginin bu sayısında görselliğin daha bir geliştiğini, derginin kendini daha da okunur hale getirdiğini söyleyebiliriz. Dergi içerik kadar biçime de önem veriyor kısacası.

Kuşluk Vakti'nin bu sayısında şiirleriyle Mehmet Aycı, Nurettin Durman, Ali Pektaş, Mustafa Oğuz, Ali Osman Kurun, Ziya Akyürek, İsmail Karakurt, Salih Güzel ve Hüseyin K. Ece yer alıyor. Bu isimler de derginin şiir çizgisini üst düzeye taşıyor.

İskender Şehsuvaroğlu son iki sayıdır “bizim edebiyatımız”a dair dertleniyor ve bunu paylaşıyor okurlarıyla. “Acıyı Bal Eylemek” adını verdiği yazısını derginin manifestosu olarak da okumak mümkün... Dergi de bu anlayışla yazıyı kapaktan veriyor. Bu yazıyı kaçırmamanızı tavsiye ediyorum.

Cihan Aktaş, “Her Şey Beni Yazıya Çağırıyordu” başlıklı yazısında yazma gerekçelerini açıklıyor. Aktaş"ın yazısı yazıyla içli dışlı olanlara hoş bir tad verecek nitelikte. Zeynel Toprak, Sütun Yayınları arasında “Ey Küskün Aşk” adlı kitabı yayınlanan Bekir Biçer"le “Ey Küskün Aşk”ı konuşmuş Kuşluk Vakti okurları için. Nihat Dağlı ve M. Said Türkoğlu denemeleri; Muhsine Arzu, Kamil Yeşil, Şemseddin Yapar ise hikâyeleriyle bu sayıda yerlerini almışlar.

1989'da İzmir'de çıkan Kırkikindi dergisinin elebaşlarından Engin Akkuş yıllar sonra (20 yıl sonra) yazıya dönüşünü Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi üzerine yazdığı yazı ile gerçekleştiriyor. Engin Akkuş'a yazı dünyasına 20 yıl sonra hoş geldin diyor, yazılarının devamlı olmasını diliyoruz.

Kuşluk Vakti'nin güzel sahibi Salih Güzel de kitaba değinen bir yazı ile okuru selamlıyor. Güzel, Bab-ı Esrar üzerinde duruyor.

 Martta ikinci yılına adım atacak Kuşluk Vakti"ne uzun ömürler diliyoruz.

 

kuslukvakti46@gmail.com

www.kuslukvakti.blogcu.com

 İhsan EREN

11/1/2009

İyi Şeyler Oluyor..!

Mustafa Celep, Asım Gültekin

Derginin yeni sayısı gayet ilgi çekici. Zaten sevimli bir yanı da var derginin. Rasim Özden-ören bölümü orjinal! Yusuf Kaplan'ın şiir eleştirileri çok tartışılacağa benziyor!

 

Kuşluk Vakti yedinci sayısıyla yine dopdolu. Dergi her geçen gün büyüyor, bu gerçek. Bu gerçeğin açılımını sunan yazılarla karşılaşıyoruz dergide.

 

Said Konar'ın kitap tanıtım yazısı, Nazife Şişman"ın yazma gerekçesini sunan metni , Kuşluk Vakti"ne düşünsel bir boyut katmış. Nazife Şişman"ın  yazı etkinliğine dair metni genç kadın yazarlar için öğretici bir yazı.

 

Sibel Eraslan ile yapılan söyleşi, yazarın Siret-i Meryem adlı kitabı için arka bahçe niteliğinde. Söyleşinin bir bölümünde "Yalnızlığı bilinçli tercihtir yazarlık. Cesaret ve bedel ister." diyor, Eraslan.

 

Kimi yazarlar içinse yazarlık,yalnızlığın bilinçli çoğaltımıdır. Yazı yazmak, çoğalmayı, anlamla zenginleşmeyi temel alır. Yazı, varoluşsal bir etkinlik aynı zamanda. Dünyaya anlam verme, soruna kökensel bir bakış getirmedir. Yazar hemen her zaman en dipte olandır. Kavrayışta köklere inendir.

 

Önemli bir bölüm!

 

Kuşluk Vaktinde usta yazarımız Rasim Özdenören"e dair bir portre çalışması var. Asım Gültekin, Hüseyin Rahmi Göktaş, Adem Turan, Ümit Savaş, Ayşe Su, Beyza Akyüz kendi Özdenörenlerini anlatmışlar! Hüseyin Rahmi Göktaş"ın yazısını özellikle imliyoruz! Dergideki yazarların Özdenören"e onun öykü ve fikir dünyasına, hayattaki duruşuna dair izlenimleri, bir öykü ve düşünce yazarı olarak Özdenörenin komplekssiz kişiliğini, mütevazi duruşunu yansıtıyor.

 

Bu önemli. Öncelikle genç yazar ve edebiyatçılar için önemli. Ben eski kafalıyım bu anlamda. Günümüz edebiyatçılarında, günümüz şairlerinde gördüğüm kibri hiç  hoş karşılamam. Yazdığımız her metin bizi daha bir mütavazi kılmalı diyorum. Mevlânâcıyım ben, Dirilişçiyim bu anlamda. Başım göğe ermez usta işi bir şiir yazdığımda. Bu bağlamda İsmail Güleç"in Mesnevi Sadece Mesnevi Midir adlı yazısını kardeşim gibi gördüğümü söylemek isterim. Bu toprakların ruhundan sesleniyor çünkü. Değerlerimizden konuşuyor, bizi konuşuyor.

 

Kuşluk Vakti, şiir konusunda bir yoğunluğa sahip değil henüz. Derginin şiddetle genç şiire, genç şaire ihtiyacı var. En büyük eksiği şimdilik bu. Bunun yanında Yusuf Kaplan örneğinde olduğu gibi iddialı, meselesi olan yazılar yer almalı dergide.

 

Kaplan şiiri eleştiremez mi?!

 

Yusuf Kaplan"ın yazısının tartışmalı tarafları var. Kaplan, eleştirisini günümüz şiirine getirseydi katılabilirdik. Günümüz şirinin istikamet fikrinden büyük atmosferden yoksun oluşunun köklerini İkinci Yenide arayabiliriz pekala. Öncelikle Yusuf Kaplan bir şair ve eleştirmen değil. (Mustafa Celeb"in bu cümlesine Asım Gültekin katılamadı!) Şiire dair eleştirel ölçütleri baz almalıydı. İkinci Yeniyi hapishane değil şiire getirilen bir özgürlük (özellike şiirde kelimenin yeri, dil-içi imkanlar bakımından) olduğunu söyleyeceğiz.

İkinci Yeni Türk modernleşmesinin yüz akıdır. Yusuf Kaplan, modern insanın serüvenini hayata tutunma arayışını  Turgut Uyar"ın şiirinden okuyabilirdi mesela. İnsanın yabancılaşma olgusunu  Edip Cansever özelinde ele alabilirdi. Sezai Karakoç şiirini yeni-gerçekçi açıdan işleyebilirdi. Hakeza Cemal Süreya, Ece Ayhan, Ülkü Tamer, İlhan Berk şiirlerini modernizm bağlamanında inceleyebilir, çözümleyebilirdi. İkinci Yeninin merkezinde duran adam Sezai Karakoç"tur.

 

Şiirde medeniyet pespektifi Karakoç"la zirveye taşınır. Ama Karakoç"un şiirine sadece medeniyetçi bakış açısından yaklaşmak da bizi şiirden uzakaştırabilir. Şiirde hüküm cümleleri şiire dair yaklaşımlar kucaklayıcı olmalı. İkinci Yeni her anlamda bir imkandır. İkinci Yeniyi doğru okumak gerekiyor. Bu şiir hala bu imkanı bu vasfını koruyor.

 

Artık Kuşluk Vakti"nin düşünsel bir ağırlığı var ve öyle inanıyorum ki özellikle şiir üzerine düşünen genç şairlerin poetik metinlerine yer verdiğinde  her sayısıyla ivme kazanan bir dergi olacaktır.

 

Not:Bu yazı www.dunyabizim.com  adresinden alıntılanmıştır..

 

4/1/2009

Kuşluk Vakti'nin Ocak Sayısı

Kuşluk Vakti Dergisi’nin 9. sayısı yayımlandı..!

 

Beyaz düşleriniz bol olsun!

 

Merhabalar,

Sizleri beyaz düşler ülkesinden selamlıyorum.

Zifiri karanlıklar beyaz bir yürüyüşe çıkalıdan beri bizim de yolculuğumuz sürmekte. İnsandan insana, gönülden gönüle.

Beyaz düşleri, kutsal bir yolculuktur aslında. Sonu olmayan güzel bir masalda yaşar gibi yaşamak cümle güzel aşkları.

Masal vakti…

Doğan günle birlikte uyuyan çocuk doğruldu ve haykırdı. Beyaz bir düştü gördüğü. Hayır görmek için hayra yoruldu.

Çok zaman geçti. Çocuk büyüdü büyüdü ve bir beyaz adama dönüştü. İlkin beyazlarla karşılandı sonunda beyazlarla uğurlanacağından ötürü. Bembeyaz sayfalar açıldı önüne beyaz yazılar yazması için beyaz düşler kurması için.

Beyaz adam ilkin beyazından bir ev yaptı kendine. Bahçeli ve bahçesinde beyaz çiçekler açan meyve ağaçları.

Beyaza durmuş ağaçlar tıpkı beyaz düşleri gibi.Beyaz meyveler; beyaz çilek, beyaz domates, beyaz muz. Beyaz ,beyaz ve hep beyaz…

Ve beyaz düşler…

Beyaz adam beyaz düşleriyle önce sokakları yürüdü ve ardından caddeleri. Sonunda yolu kentlere düştü. Bir bir dolaştı kenti varoşlarına kadar ve boydan boya ve beyaz adımlarıyla.

Beyaza durdu şehrin göğü ve altında barındırdıkları.Beyaz bir gökkuşağı alışık olmadık biçimde sarıp sarmaladı tüm şehri.Bir sürü beyaz adam..

Gün geldi beyaz şehrin beyaz adamları beyaz yolculuklara çıktı deniz aşırı. Yeni yeni ülkeler çıktı karşılarına.Derken bu beyaz salgını tüm ülkeleri boydan boya kapladı, sarıp sarmaladı.

Artık ülkelerin beyaza çalmayan hiçbir şehri kalmadı. Gün bile beyaz doğar oldu her sabah. Yağmurlar beyaz beyaz tüştü toprağa.

Ve çocuk bildi.Kutsal bir yolculuğun ilk adımıydı gördüğü beyaz düşleri.

Sevgili dostlar,

Sizleri böyle mini bir masalla selamlamak istedim.Düşünsenize böyle bir ülke masallarda bile ne kadar güzel duruyor.Ya gerçeğinde!?

Güzellikten, incelikten yanadır tavrımız.İnsanları bir kırağı tanesinden selamlamasını bilmeyenlerin beyaz ülkeler kurması zor.

Bir kuşluk vakti bunun için çıkmıştı yola, düşe kalka sürdürdüğümüz yolculuğa. İstiyoruz ki yürüdüğümüz sokaklar, caddeler bizi kirletmesin, beton duvarlarıyla şehirler boğmasın. Bütün yollar Hira’ya çıksın.

Bu kutsal yürüyüşe katılanlara şimdiden eyvallah!

 

Salih Güzel

 

***

 

Salih Güzel’in ’Beyaz düşleriniz bol olsun!’’ dilek ve temennisi ile çıkan Ocak 2009 sayısının şairleri; Murat Soyak, Rasim Demirtaş, Şahin Taş, Gürkan Gündüz, Hasan Hüseyin Cesur, İbrahim Gökburun, Salih Güzel ve Serap Arslan.

 

‘’Yazıyorum Çünkü…’’nün bu sayı ki konuğu ‘’Kelimelerin Başkaldırısı’’ isimli yazısı ile Melek Altun.

 

‘’Dünyanın Kalbi’’ nin konuğu ise ‘’Erie Gölünün Kıyısından’’ isimli yazısı ile Ali Osman Kurun.

 

Tayyib Atmaca ‘’Ebemkuşağının Altında’’ ile günlüklerine devam ediyor.

 

Muhsine Arzu, Mustafa Ökkeş Evren, Reşit Güngör Kalkan denemeleriyle ve Gökhan Tirirtçi  ise hikayesi ile katkı sağlamış.

 

İletişim için:

kuslukvakti46@gmail.com, www.kuslukvakti.blogcu.com, P.K:106 Manisa

 

« Önceki :: Sonraki »