Kuşluk Vakti yola düşenler
Bazı vakitler vardır, adı hayırla anılan. İnsana bereket sunan, ruha şifa olan vakitler vardır. Her yanımız bir bir kaybolup giderken, ayağa kalkmak için sebepler ararız. Tekrar kalkalım ayağa, tekrar düşelim yola deriz. Böyle bir ses bizi hırpaladığı zamanlarda içimizdeki coşkunluğu dindirecek bir vakit ararız. Yeri ve zamanı iyi tayin etmek deriz bunun adına.
Kuşluk vakti iyi bir zamandır. Bereketin, esenliğin insanlara sunulduğu bir vakittir. Bahaeddin Karakoç’un “Azıksız Çıkma Yola” şiiri bize aslında hayırlı vakitleri işaret eder. “Zaman öyle bir at ki ihmâle vermez mola!
Erkenden daha erken uyan ki kazanasın
Mahmur “biraz daha”lar düğümü çok tuzaktır
Azıksız çıkma yola! …”
İnsanın içinde gizli bir yerlerinde yola çıkma arzusu varsa bunu dizginlemesi zordur. Bu arzu uygun zamanı bulduğunda gün yüzüne çıkmak ister. İşte “Kuşluk Vakit” dergisi de bu yürek çırpıntısının bir yanması olarak buluştu okuyucularla. Aslında hiç aramızdan ayrılmayan ama değişik mekân ve isimlerle yürekleri yoklayan bir ekibin meyvesi bu dergi.
2. sayısı da uçup geldi uzak diyarlardan. Yine sımsıcak, mütevazi. Derginin giriş yazısı bu sayının editörü M. Said Türkoğlu’na ait. Beni alıp Yitik Düşler günlerine götüren bir coşkulu yazı. Said Türkoğlu yaşadığımız çağda edebiyata sığınmanın bir nefes alma sebebi olacağını yazısında anlatmış.
Kuşluk Vakti’nin bu sayısında şiirleriyle; Ali Osman Kurun, Mehmet Aycı, Müştehir Karakaya, Kadir Erdal, Mustafa Oğuz, Nevzat Akyar, Enes Akdağ, Adem Turan, Adnan Yayık, Mustafa Uçurum, Naci Gümüş, Salih Güzel ve Nurettin Durman yer alıyor.
Salih Güzel’in şiiri “savruk güneşler altında/bir gölge oyunu için içlenmeler” yaşadığımız yozlaşmayı, kendimizden kaçışı, işgali, zorbalığı irdeleyen bir şiir. “ çocuklar doğuştan suçludur bu mevsim topraklarında / bir beyaz ölümdür Filistin’de / dağlarında afgan’ın / şu yeryüzünde / ve biri bir gün şaposuyla / hafifçe gülümseyecektir / parmak uçlarının sinsi kavisleriyle : beme”
Adem Turan’ın “Suya Selam” şiiri su gibi serin bir şiir olmuş. Okuyana ferahlık veriyor. “bir suyun başında durunca insan / Önce selam vermeli derdi, annem / bense ruhumun ürperdiğini duyardım o an / verdiğim selamın karşılığını beklerken”
Mustafa Oğuz’un “Yaslanmak” adlı şiiri bir sevgi şiiri. Bir şiire yaslanıp hayatı temâşâ eden bir şairin dünyası var bu şiirinde. Şair şiirinde; ikindileri, şarkıları, dağları, zamanı, akşamı ve hayata tutunmayı sevdiğini şair bakışıyla anlatmış. Hem de en güzel sebepler ortaya koyarak. “tutunmayı seviyorum / çün tutamıyorum bedenimi ayakta / dört bir yandan saldırıyor dünya / sarsılıyor sendeliyor düşüyor / Allaha yakarıyorum / kalbimde Allah’ı buluyorum”
Dergide Mustafa Armağan’la Taşkın Eren’in yaptığı bir söyleşi de yer alıyor. Söyleşi yazarın genel çalışmalarını değerlendiren doyurucu bir görüşme olmuş.
Fatma Zehra “Zihni ve Kalbi Dirilten Öyküler” adlı yazısında günümüzün en dikkat çeken öykücülerinden olan Recep Şükrü Güngör’ü eserlerden yola çıkarak isabetli tespitlerle anlatmış.
Abdulmecid Orhan’ın “Bir Yaz Acısı” adlı öyküsü, Hasan Çağlayan’ın “Dünya Döndükçe Aşk” adlı denemesi, Sabahattin Yenilmez’in Günlükleri, Zeynep Karabatak’ın “İzini Sürdüğüm Yıllar Üstüne Bir Yazı”sı, Tayyib Atmaca’nın “Ebemkuşağı” günlükleri, Zeynel Toprak’ın “Keçiboynuzu” adlı öyküsü, M. Zahir Ertekin’in “Dosta Doğru veya Kar Düşlemesi” adlı yazısı, Emine Şeyma Kutluk’un “Kim bilir?” adlı kısa denemesi, Melek Altun’un Semiha Ayverdi’yi anlattığı yazısı, Şemsettin Yapar’ın “Çoban mısın?” adlı öyküsü ve Nihat Dağlı’nın M. Said Türkoğlu’nun “Gök Ekini” adlı kitabı hakkındaki yazısı dergide yer alan çalışmalar.
3. sayının editörünün Fatma Zehra olduğunun duyurulduğu Kuşluk Vakti’ne bereketli sayılar, uzun bir ömür diliyorum.