
"Kuşluk Vakti" dergisi, haziran sayısının içeriği:
Şiir:
* Mustafa Oğuz / İç Konuşmalar 2
* Salih Güzel / Gelgitlerin Dansı / Med ve Cezir
* Hüseyin Kolukırık / Tanınmaz Olur Bu Rüzgar
* Sevim Kırgezen / Çöl Yalnızlığı
* Nizar Kabbani ( Çeviren Ali Sözer) / İçimde Yürüyen Kadın
* Afşin Selim / İzahat
* Şahin Taş / Kalır Redifli
* Mahmut Feyzi / Yalnızlık Satmak
* Rasim Demirtaş / Ayna, İstanbul Türküsü
* M.Zahir Ertekin / Kıyıyı Iskalayan Düşler
Deneme:
* Naci Gümüş / Gizemli Sözler ve Ruhun Müziği : Şiir
* Mebrule Şallıoğlu / Umutla Işıldayan Gümüş Dünya
Hikaye:
* Recep Şükrü Güngör / Devrim
Yazıyorum Çünkü:
* Mustafa Oğuz / Kendimi Yaşama Yazı İle Bağlıyorum
Söyleşi:
* Mustafa Ökkeş Evren, Ömer Aksay ile konuştu
İnceleme:
* Mustafa Ökkeş Evren / Cahit Zarifoğlu’nda Çoluk Çocuk Meselesi
Günlük:
* Tayyib Atmaca / Ebem Kuşağının Altında
Hatırat:
* Mehmet Büyükşahin / Helal Para
Kitap İnceleme:
* Ali Şîr Kuşçu / Evden Kaçan Kızın Öyküsü :Katre-i Matem
Merhabalar,
İşte yine yeni bir ay ve yeni bir Kuşluk Vakti zamanındayız. Haziran ayında. Haziran öyle eylül ya da nisan ayları gibi kadir kıymeti bilinen aylardan değildir. Adına şiirler yazılmamıştır, yazılar kaleme alınmamıştır. Dertli aydır vesselam. Gerçi bunu hak etmiyor da değildir.
Haziran gelir ve bahar pılını pırtısını toplayıp gider gideceği yere. Güzelim bahar haziran sayesinde yaza durur.
Haziran gelir ve insanlar çalışkanlıklarını bir kenara bırakıp tatil moduna giriverirler. Tatilin iyi veya kötü oluşu tartışılabilir belki. Ama bu durumun kültür ve sanat olaylarına olan olumsuz etkilerinden ötürü bu durumu asla hoş karşılayamayız. Yazın esamesi bile okunamaz baharın kışkırtıcılığı yanında.
Haziran lüzumsuz telaşların ayıdır. Denizlere koşulacaktır. Deniz ve deniz kültürünün ruhlarımızı esir alışı yok mu! Bu beni kahreder. Yok yok sanmayın ki bir deniz düşmanıyım.
Tersine deniz bende derin anlamlar uyandırır. Zamanında ‘’denizlere bakıp ağlıyorsam aşkın bir güzel tarifi olmalıdır sevgili’’ mısraını yazan birisi nasıl düşman olabilir ki denizlere.
Benim haziranlarıma gelince…
Bir tören gibi yaşanılan haziranlarım vardı. Haziranla birlikte düşülen yayla yolları yolcularını soğuk suların kaynağına ulaştırırdı ve örtülmemiş gökyüzülere. Yıldızlar altında derin uykulara dalmak, çam ve ardıç kokulu havayı ciğerlerine çekmek ve her akşam bir Hızır-Ellez ateşi etrafında kümelenmek bu törenin unutulmaz ayrıntılarıydı.
Ben haziranın esarete değil özgürlüğe ulaştıranını seviyorum, ben haziranın denize değil yaylalara çıkaranını seviyorum, ben haziranın baharı kovanını değil onu en güzel şekilde ağırlayanını seviyorum, ben haziranın lüzumsuz telaşlar çıkaranını değil ruhumu dinginleştirenini seviyorum ve ben haziranın geçiştirilenini değil bir tören gibi kutlanılanını seviyorum.
Bilmiyorum şimdilerde böyle yaşanılan haziranlar var mıdır?
Bizde nasibimizi alıyoruz bu sevemediğim haziran anlayışlarından. Ulaşma problemlerinden ötürü temmuz ve ağustos aylarında gönül kapılarınızın tokmağına dokunamayacağız. Nasipse eğer eylül ayında yeniden hasbıhal eyleyeceğiz.
Tüm vakitlerin sahibine emanet olunuz…
Salih Güzel
0 yorum yazilmistir